Ayaklarınız yalın, fikriniz ilginç, hayal gücünüz matrak olsun.

Latest Posts

16 Haziran 2017 Cuma

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Loch Ness, Inverness & the Highlands


















"A two day escape exploring the majesty of Loch Ness, the Caledonian pine forest and the stunning scenery of the Cairngorms National Park."


Rabbies'in bize sunduğu buydu. 
Biraz gözü kara, keisnlikle araştırma yapmadan çıktığımız yolculukta daha kuzeye daha yeşile gittik. 
Herkes nereye giderse tersine bir istikametle soğukla yüzleştik. 
Güneşten, buluta, yağmura, kara 10 dk da geçtik. 
Büyük bir maceraya inanılmaz bir neşe ve mutlulukla atıldık. Bilinmeyene yolculuk bu kadar güzel olabilirdi. 
Gölde canavarı arayan küçük bir kızla sohbet ettim. Loch Ness canavarına Nessi'ye inanıyordu. 
Ben de inanıyorum dedim. Birlikte göle baktık, heyecanla, neşeyle. 
En güzel an'dı. O an küçük bir çocuk oldum gölde canavar aradım. 

Yemyeliş dağların Loch Ness'e yansıyan renklerini hiç bir fotoğraf makinesi çekemez. 
Hiç biri anılarımdaki gibi yeşil ya da parlak değil.
En güzel anılarım fotoğraflayamadıklarım, aklımda kalanlar. 

Tüm dünyayı merak ediyorum, sadece gezip görmek için değil; 
kendimi keşfetmek için. 
Her gittiğim yerden bir şey alıyorum. Maddesel değil. 
Benimle heryere gelebilen şeyler bunlar. 
Dar bir sokaktan çıktığımda gördüğüm manzara, minik bir kahveci, kurabiye kutuları, sokakta yürüyen bir çocuk, pelerinle yolda yürüyenler, yokuştan aşağıya inerken gördüğüm deniz... 
ve daha nicesi. 
.
Kimseye benzemek istemiyorum. 
Kendine has olanı sever, bağrıma basarım. 
.
İşte canavarı arayan küçük kız. 





4 Nisan 2017 Salı

Gün Işığı Seni Özlemişim


Uzun kışın ardından bu satırları sana yazıyorum gün ışığı.
Özledik birbirimizi.
Bir yaz çocuğu olan ben sana sesleniyorum. Özledim. 

Renkleri, yeşili, çiçekleri, korktuğum böcekleri özledim.
Çizgili en çok sana yakışıyor; ışığınla birlikte siyah çizgililerin yerini yeşiller alıyor. 
Şortu parmak arası terlikle giymeyi severim yakabilirsin ayaklarımı. 
Öyle uzun zaman oldu ki iznin var buna. 

Mimozalar bile geç çıktı, devam eden soğuklarla birlikte sarısı kararıp soldu. 

Gün ışığı seni özlemişim. 
Bir ceketlik havada sana doğru dönerken yüzümü güneş gözlüğünü çıkartıp gülümsemeyi özlemişim. 

Biraz da kendimi özlemişim sanırım.
Sıcaklarda efil efil giyinip, elinde/ çantasında çiçeklerle gülümseyerek yürüyen kızı. 




25 Mart 2017 Cumartesi

11 Numaralı Vagon

Hayatımın enteresan bir döneminde 11 numaralı vagonda bulutlara doğru gidiyorum. 
Siz öyle hayal edin şimdilik. 
7 yıl sonunda ilk kez kendime zaman ayırabiliyorum; istediğim saatte uyanma lüksüm, gereksiz mailleri okumak için bol bol vaktim var. 
Kırmızı ünlemlilere son!
Şimdi tam da bu anda "ne yapmak istiyorsun?" diye gelen sorulara yüzümde o düşünceli ifadeyle bakabiliyorum.
Hem de istediğim kadar saniye. Belki dakika. 

 Yoğun çalışma saatlerinin dışındaki hayatı yıllardır merak ediyordum. Şimdi benimle birlikte öğrenmek ister misiniz?
Toplantı odalarının dışında neler olduğunu?
Kendi günlük hayatımızın raporlarını ve ödememiz gereken zaman/yaşam tutarlarını merak ediyor musunuz?

Organik sebzelerin dışında, organik kendi kendine idare eden bir insan hayatının sağlığına duacıyım. 




9 Ocak 2017 Pazartesi

Sen Ben Bohem - Hallstatt

Bu dünyadan geçip giderken buraya uğramayı unutmayın. 
Tüm dertlerinizi yanınızda getirin. 
Kaygılarınızı ve endişelerinizi de. 
Hepsini bu manzaradan aşağıya atın. Sonsuza karışsın. 
Dünyadaki sayılı manzaralardan birinde durun ve yaşadığınıza şükredin. 
Ben öyle yaptım. 
İyi hissettiriyor. 
Burası benim çocukluk hayalimdi. Çocukken kasede çekilmiş bi görüntüden aklımda kalan... unutulmayan... 
Arabayla yolda Hallstatt'a ilerlerken gözlerim doldu. İşte o muhteşem andı. 
Benimdi. 
Bizimdi.
Şimdi sizin. 







14 Aralık 2016 Çarşamba

14 Kasım 2016 Pazartesi

25 Ekim 2016 Salı

VASİYET


Budala gibi hissetti kendi.
İsmet üzerinde sadece sabahlığı ve elinde kahvesiyle mutfağın ortasında dikilmiş elindeki gazeteye bakıyordu. Bir anlık şaşkınlıktan sonra gazeteyi masaya koydu ve hızla mutfaktan çıkıp merdivenlerden yukarıya doğru ilerledi.
Yatak odasına girdiğinde yatağın karşısındaki antika çekmeceye yöneldi.
En üst çekmeceyi açtı ve karıştırmaya başladı. Çekmeceyi karıştırdıkça minik teneke kutuyu buldu. Üzerinde çiçek desenleri olan, paslanmış eski bir çay tenekesiydi bu.  Bir süre elinde çevirdi ve yavaşça açtı.
Tek bir resim duruyordu içinde. Önce arkasını okudu; Pera Oteli 1963. Sonra çevirip usulca gülümsedi resme bakarken
Dokuz, on yaşlarında beyaz tenli, siyah gözlü, kumral bir çocuk elinde tuttuğu beyaz tavşanı şapkadan çıkartmış, neşeyle kameraya doğru bakıyordu. Yanındaki pelerinli adam da gururla onu alkışlıyordu.
İşte oradaydı.
Heybetli görüntüsünün altında şakakları kırlaşmış beyaz tenli kumral adam.
Fotoğrafa baka baka merdivenlerden aşağıya indi.
Gazeteyi masadan aldı ve bu sefer dikkatlice okumaya başladı.
“Muhteşem sihirbaz vasiyetinde tüm sihirlerini oğluna bıraktı!
Son yüzyılın en büyük sihirbazı olarak anılan İsmail Altıntozu’nun vasiyeti açıklandı. Merakla beklenen vasiyette tüm gayrimenkullerini yardımcısına, ayakkabılarını sadık köpeği Keneli’ye, kol düğmelerini eski beşinci karısı Kadife’ye ve en önemlisi tüm sihirlerini tek oğlu İsmet’e bıraktığını duyurdu.
Vasiyeti gereği sihirlerin en geç beş iş günü içinde oğluna teslim edilmesi bekleniyor.”
İsmet bir an gazetenin ana sayfasını açtı ve tarihe baktı. Hesaplaması doğruysa bugün beşinci gündü.
Tam da bu sırada kapı büyük bir gürültüyle vuruldu. Kapıdaki her kimse oldukça güçlü bir şekilde vuruyordu. Söylene söylene kapıya doğru ilerledi.
Kapıyı açtığında gürültüyü bu kadar küçük bir adamın çıkarttığına hayret etmişti. Şüpheli bakışlarla onu incelemeye koyuldu.
Çelimsiz adamın boyu kapı tokmağına zor yetişiyordu. Ama bunun yanında yere kadar uzanan boz renkteki sakalı, ince kare gözlükleri ve kel başıyla bir cini andırıyordu.
İncelemesi devam ederken adam konuştu:
“İsmet Altıntozu siz misiniz?”
“Evet benim.”
“Ellerinizi görebilir miyim?”
 İsmet şaşkınlık içinde ellerini uzattı. Adamın eğilmesine gerek yoktu. Ellerini dikkatle inceledi ve “Evet sizsiniz. Bunlar babanızın ellerinin çizgi numaralarına uyuyor.” dedi.
Bahçede duran sandığı tek seferde kaldırdı ve kapıya koydu.
“Vasiyetiniz hazır. Teslim alındığını doğrulamak için sandığa üç kez vurmanız yeterli.
İyi günler, kaybınız için özür dileriz.” dedi ve hızla arkasını dönüp yürümeye başladı. İsmet uzun süre ardından bakmak isterdi ama sandığın muhteşem görüntüsü tüm dikkatini almıştı.
Koyu kahve, gül ağacından yapılmış, üzerine altın tozu serpiştirilmiş büyük bir sandıktı bu.
Söylendiği gibi üç kez vurdu ve küçük bir kilik sesi geldi. Muhtemelen açılmıştı. Çocukken babası da sandığı böyle açardı.
İçindekileri tek tek dışarı çıkartmaya başladı.
Önce mor bir pelerin ve değneği çıkarttı. Üzerindeki tüm toz eve yayıldı. Toz öyle güzel parlıyordu ki İsmet gözlerini alamadı. Pelerini üzerine geçirdi. Babasının kokusu hala üzerinde duruyordu. Sonra şapkayı çıkarttı, ve şapkanın içindeki notu gördü: “Tavşan için üzgünüm, o benim kadar yaşamadı.”
Sandığın dibinde üzerinde tüm sihirlerim ve tüm küllerim yazılı iki kese gördü.

Keseleri alıp, bıçak yardımıyla iplerini kesti. Görünüşte ikisi de aynı duruyordu.
İsmet bu sihirleri bu yaştan sonra ne yapacağını bir an düşündü ve yeniden şapkaya baktı. Notu çıkarttı, iki kesedeki tozu da şapkaya boşalttı. Değnekle şapkaya vurdu ve sihirli sözleri söyledi: Abra kadabra parabum parabam.

Hiç bişi olmadı. Bir süre bekledi.
Sonra da kahvesinden bir yudum alıp üzerinde sabahlık yerine peleriniyle gazetesini okumaya devam etti.



Yaratıcı Yazarlık. Ödev #1. 
2016, Boğaziçi Üniversitesi BÜMED. 


13 Ekim 2016 Perşembe

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Jean Jacques Rousseau - Yalnız Gezenin Düşleri

 Bana ufak bir umut ışığı bırakmak becerisini gösterseydiler, bu umut sayesinde beni hâlâ ellerinde tutar, oyalayabilir, gerçekleşmeyen bekleyişimle beni yeni bir üzüntüye mahkûm edebilirlerdi. 
    Ancak, ellerindeki araçların hepsini birden kullanmadan tükettiler; bana hiçbir şey bırakmamakla kendilerini de her şeyden yoksun ettiler. Beni boğdukları kara çatma, alay, rezillik ve aşağılanma ne artabilir, ne de eksilebilir; ne onlar yeğinleştirebilirler, ne de ben bundan sıyrılabilirim. Perişanlığımı en son sınırına vardırmakta öyle çok çabaladılar ki, bütün insan gücü, cehenneme özgü bütün hilelerin yardımıyla bile, ona hiçbir şey katamaz. Beden sızısı bile bu acıyı çoğaltacağına avutur, beni inletirken içimi çekmekten kurtarır; vücudumun parçalanması yüreğimin parçalanmasını durdurur. 
    Artık her şey oldu; daha ne korkum var onlardan? Beni daha kötü bir duruma getiremeyeceklerine göre, yeni korkulara düşüremezler. 
    Kaygı ve korku, işte sayelerinde kurtulduğum iki bela; bu da bir kazançtır. Gerçek dertler beni daha az etkiler; uğradığım dertlere katlanırım, ama korktuklarıma asla. Onlar telâşlı düşlemimle türlü biçimlere girer; genişler, büyür; onları beklemek, karşılaşmaktan daha korkunçtur; tehdit, vuruşun kendisinden daha kötü. Ama gerçekleştiler mi düşlemlikleri yitip asıl niteliklerini bulurlar. 
    O zaman, bu dertleri sandığımdan daha hafif görür ve acılar ortasında ferahlarım. Öylece herhangi yeni bir kaygıdan ve umutsuzluğun üzüntüsünden kurtulur, hiçbir şeyin daha çok ağırlaştıramayacağı bir duruma alışma sayesinde günden güne daha kolay çeker olurum ve zamanla duyarlığım azaldığı için onu uyandırmak güçleşir. Düşmanlarım, düşmanlıklarının bütün araçlarını hesapsızca tüketmekle, bana öyle bir iyilik ettiler; beni egemenlikleri altında tutamaz oldular. Ben de artık onlarla eğlenebilirim. 
    Henüz iki ay geçmemiştir ki, yüreğime yeniden tam bir erinç geldi. Çoktan beri hiçbir şeyden ürkmez olmuştum; ama hâlâ umudum vardı. Ve kimileyin beslenen, kimileyin aldatılan bu umut, bin bir türlü istek ve düşüncenin beni alt üst etmesine araç olmuştu. Hüzünlü ve aynı zamanda beklenmeyen bir olay, sonunda yüreğimdeki bu zayıf umut ışığını da söndürerek yeryüzündeki yazgımı kesin bir biçimde belirledi. O günden beri koşulsuz bir boyun eğiş içine girdim ve dinginliğe kavuştum. 
    Bana karşı olan düzeni bütün olarak görmeye başlar başlamaz, sağ kaldıkça, halkı yeniden kendimden yana çevirmeyi başaramayacağımı iyice anladım; aslında karşılıklı olmasına olanak kalmayan bu barışın artık bir yararı da yoktu. İnsanlar bundan sonra bana dönseler de, beni bulamayacaklardı. Onlarla ilişkilerim, bana aşıladıkları beğenmezlik yüzünden hem anlamsız, hem de benim için bir yük olacaktı; yalnızlığımda onlarla birlikte yaşamakta bulamayacağım bir mutluluk buluyorum; insanlar, toplum yaşamının bütün zevkini yüreğimden kopardılar. Artık bu yaşta o zevki duyamam; iş işten geçti. Bundan böyle iyilik de kötülük de etseler, onlardan gelen her şeye karşı ilgisizim: ne yaparlarsa yapsınlar, karşıtlarım benim için bir şey yapamazlar. Ama yine geleceğe bel bağlıyor, daha insaflı bir kuşağın, bugünkü kuşağın benim için verdiği yargıları ve bana uygun gördüğü davranışı inceleyerek, kendisini yönetenlerin hilesini ortaya çıkaracağını ve sonunda beni olduğum gibi göreceğini umuyorum. 
    Bu umuttur ki, bana "Konuşmalar"ımı yazdırdı ve (beni), onları gelecek kuşaklara bırakma konusunda delice bin türlü girişime yöneltti.

8 Temmuz 2016 Cuma

Fil hafızasına yazdım: Zaman önemli


Zamana taktım bu ara. 
Mezarlıkların yanından geçerken, orada olanların bir çoğuyla aynı zamana sahip olduğumu düşündüm. 
Daha azı ya da daha çoğu fark etmez. 
Sahip olduğumuz şey: Zaman. 

Kaliteyi bir çok şeyde arıyorum. 
İnsan, yemek, giyim, malzemesi, işçiliği vs.
Zamanın kalitesini atlıyorum. 
Durduğumda sosyal medya hesaplarıma bakıyorum. Başkalarının zamanlarına göz atıyorum.

Kitap okuyamıyorum. 
Odaklanamıyorum hikayeye. 
Telefon çalıyor, mesaj geliyor en kötü uykum geliyor. 

Kendi zamanımı çalıyorum. 
Öldüm mü?
Şişmanlıyorum. 
Ben yerim de kilo almam günlerim sona erdi. 
Yiyorum ve alıyorum. 
Çünkü daha az yürüyorum. 
Taksi kovalıyorum, metroya koşuyorum. Ama yürümüyorum.

Kurgu/ kurmaca dersi alıyorum. 
Üretmemi teşvik ederek, tıknamış damalarımı açar diye. 
Deniyorum. 

Zaman yani.
Önemli. 
Siz son günlerde zamanınızı neye harcıyorsunuz?

Not: Çocukluğumdan beri saat takamıyorum. Ama bu fillere aşık oldum. Belki bana zamanı hatırlatırlar. Fil hafızasına yazdım: Zaman önemli. 

20 Haziran 2016 Pazartesi

25 Nisan 2016 Pazartesi

Yaratıcı Yazarlık

Hafta sonu Murat Gülsoy'un Boğaziçi Ünv. düzenlediği Yaratıcı Yazarlık kursuna başladım.
10 haftalık bir "hikaye" kendisi.

Bakalım farklı yönde yeni bir macera.
Belki bu sayede yazarım, bozarım, yeniden yazarım.

Bir de deli defteri almalıyım.
Herkesin bir deli defteri olmalıymış.
Kimsenin okumayacağı, gizli, kirli, eğlenceli bir defter.
Sonra yakın dedi.

Bakalım.
Ben buraya yazarım. Belki size de ilham gelir.
Siz de bir yerlere yazarsınız.
Ve o kalır.
Siz gidersiniz ve o kalır.

Hadi ben gittim.



3 Nisan 2016 Pazar

15 Mart 2016 Salı

Hayal değil gerçek

Yaz.
Yaz..
Yaz...

ya da tam tersi.

Gözümün gördüğünün en ilerisine doğru baksam.
Ufka değil daha ileri.
Bulunduğum yerden gördüklerim bir hayal ürünü mü?

Hayal gücüm.
Hayal gücümüz.
Bir anda patlasa.
Dağılsa, yok olsa, kaybolsa.

Kaybolan binlerce insan gibi.
Yüzlerce gerçek anlamda patlayanlarının yanında.
Bunlar birer hayal ürünü mü?

Bu günler birer yalan, şaka, gerçek dışı akıl almaz mı?
Bulunduğum yerden göremediklerim, kaybolanlar var.

İyi niyetim ve umutlarım gibi yok oluyorlar.
Canımın içi ülkemde kayboluyorlar.


29 Aralık 2015 Salı

Elbet bir gün...

Bu kahrolası muhteşem hayat bir gün ve yüksek ihtimalle ansızın bitecek.
Tam bitmeden önce aklım ve algılarım yerinde olursa kendime kızıcam.
Eminim.
Tüm o naiflik ve güleryüzlülükle bazı insanlara hak ettikleri lafları söylemediğim için,
Garip bir duygu hali içinde kalkıp gitmem gerekirken durduğum için çok kızıcam kendime.
Ulan! dicem.

Bir gün elbet bir gün bitecek öyle ya da böyle, salı ya da pazar belki çarşamba.
Perşembe olmasın çok hassasım.

Hani o içinde ve dışında olanlar tüm duygular ve yağlar yok olup gidecek.
Yemediğim tüm naneler ve bklar.
Tüm tatlılar ve mantılar da...

Hani yapamadığım, pardon yapmaya cesaret edemediğim, ne varsa başkaları yapacak.
Ben de -varsa öteki taraf- oralardan buralara bakarak iç geçireceğim.
Pencerede oturan sıdıka misali öylece bakacağım.

Kime, neye, neden diye bilmeden anlayamadan geçip gidecek "o" güzelim yıllarım da muhteşem anlarım da.
Milyarlarca duyguyu tatmadan gidecek elbet.
Ama o milyarlarca duygudan yüz milarlarcasını tatmaya cesaretim olmadığı için heba olduğu ile yüzleşmem zor olacak.

Korktuğum ne varsa üzerine doğru koşmadığım için hep karanlık ve korkutucu kalacak.
Canavarlar kocaman olacak.
Ama ben gittikten sonrası yalan dostum.

2015 gidiyor ya hani...
Hani saymadığım o yıllar var ya...
Kalan ne kadarı varsa öyle hızla gidecek ve ben yine totonun üzerine oturmuş şekilde bu yazıyı okuyabilirim.

Bu sefer farklı bişi yapsam da SİKTİR ETsem.

2015'e Veda Notu


2015

6 ülke 
7 şehir

En güzel yemek
Bordeaux'da balık

En güzel içki
Floransa'daki 2 şişe şarap

En güzel an
Kumdan bir dağ, Okyanus ve ormanın tam kesiştiği nokta

En iyi film
Mad Max

Şarkı
Müslüm Gürses - Nilüfer

Sevilesi sözler
Aradığında seni arar.
Başka bir hayatı başka şekilde yaşama isteği.

En komiği
Plan yaparken, eminken, doğruyken hepsinin yıkılması, darman duman olması ve buna oturup kahkahalarla gülünmesi

Görülesi yer
Dune du pyla, Boboli Garden

Yaşanası yer
Barcelona

Kitap
Momo

Pişmanlık
Sustuklarım, gereğinden fazla üzüldüklerim

Üzücü an
Tuğçe ve Burak'a veda. Huzur içinde uyuyun dostlar. 

En doğru an
Kalkıp gitme anı. 
Mutsuz olduğun yerde 5 dk durma diye diye






13 Aralık 2015 Pazar

Momo - Zaman Hırsızlarına Karşı

Zaman hayatta en değerli olan... 
Zamanını neye harcarsan, neye yoğunlaşırsan o güzelleşiyor. 

Ama asla unutmamız gereken, bizi insan yapan, bizi biz yapan neşeye, mutluluğa, dostlara, aşka, yemeklere, kitaplara, keşfetmeye zaman harcamadığımızda tükeniyoruz. 
İşte tükenmişlik sendromu budur. 

Momo zamanın değerini anlatıyor.
Sevdiklerinizi içtenlikle dinlemeyi, sevdiğiniz işi yaparken ona zaman ayırmanın güzelliğini hatırlatıyor. 

Çocuk aklı demeyin. Alnına dokunan telaşsız ve minik bir öpücük gibi onu okumak. 



Bu kitabı bana armağan eden Ece'ye sonsuz teşekkürler... 

Gerçi zaman tasarrufu yapanlar, eski tiyatronun oralarda oturanlardan daha iyi giyiniyorlardı. Daha çok para kazanıp daha çok harcıyorlardı. Ama yüzleri asıktı, yorun ve keyifsizdiler, gözleri dostça bakmıyordu. Elbette onlar, "Git bir Momo'ya uğra!" deyiminden bile habersizdiler. Onları akıllarını başlarına getirecek, birbirleriyle barıştıracak, onları neşelendirecek, dertlerini dinleyecek kimseleri yoktu. Hem zaten böyle biri bulunsa ve mesele beş dakika içinde çözülecek olsa bile gene de ona gidecekleri şüpheliydi. Bunu zaman kaybı sayarlardı. Boş zamanlarını olabildiğince eğlenip rahatlamak için kullanmalıydılar.

Oysa bayramları bile içlerinden geldikleri gibi kutlayamıyorlardı. Hayal kurmak, suç işlemekten farksızdı. En dayanamadıkları şeyse sessizlikti. Çünkü sessizlikte gerçek yaşantılarının nasıl olduğunun farkına varıp korkuya kapılıyor ve hemen gürültüye başlıyorlardı.Tabii, öyle çocuk bahçesinden gelen neşeli bir gürültü değildi bu. Büyük kenti günden güne dolduran, sinir bozan ve huzursuz eden bir gürültüydü.

İnsanın işini severek ve isteyerek yapmasının bir önemi yoktu. Aksine önemli olan şey, ne kadar kısa sürede ne kadar çok işin yapıldığıydı. (S. 80-81)

6 Aralık 2015 Pazar

Odak Noktası

Balede dönmeye başlamadan önce odaklanmak gerekir.
Duruşunu hazırlamalı,
Bir noktaya odaklanmalı ve dönerken; dönüşü her tamamladığında yine gözünü o noktaya dikmelisin.
Böylece miden bulanmaz, hareketi düzgün tamamlarsın.

Hayatta da odak noktanı bulamazsan miden bulanır.
Düşersin.

Düşme.

15 Kasım 2015 Pazar

Ayakkabılar

Ve sevdiğim bir söz:
Cebinde çok az paran varsa, önce ayakkabılarını parlat! 



Viksi



Lulu


John Lennon Çiçekleri Vans


Harap Camper 


Alice Camper


Doroty Birkenstock


Green Grass Nine West


Sound of music Lola


Somewhere over the rainbow Beta


A Clockwork orange Bata

8 Kasım 2015 Pazar

aşk

nedir şu aşk.
aşık mıyız.
yalnızlığı mı paylaşıyoruz.
keyif. 
nedir keyif.
birlikte keyif aldığımız şeyler. 

60'lar listesinden en sevdiklerim çalıyor.
dans ediyorum.
kalkıp dans eder misin.
oturduğun yerden beni mi izlersin.
gülüyorum. 
aylağım.
plan da yapamıyorum. 
yataktan çıkmıyorum işte. 
uyanığım ama uyanmıcam. 

inatçılığım da ne var yani.
sevdiğim filmleri 50 kez izliyorum.

sevdiklerime karşı inatçıyım.
gelecekle ilgili iş idealim yok.
mükemmel eş de olamam belki.
hala yumurtanın kabuğunu yiyebilirsin.
ama ne olmuş yani.

şu bir kere geldiğimiz hayatta.
koltukta yayılma be adam.
şımarırım. 


Melankoli

Sürekli mutlu ya da huzurlu olmaya koşullanıyoruz.
Yoga/ Pilates dersleri, ruh sağlığına dair kitaplar, doğal yiyecekler, ferah düşünceler... Ve nicesi.

Aslında melankoli bizi duraklatan, kendimizi tanımamızı sağlayan bir duygu ve buna da ihtiyacımız var. Mutsuzluklarımıza da sahip çıkmalıyız. Sürekli mutlu olmaya, zinde ve sağlıklı olmaya zorlayanlara inat; bugün mutlu değilim, tüm tatlıları yedim ve hayır yerimden kalkmayacağım diyebilmeliyiz. 


21 Ekim 2015 Çarşamba

27 Eylül 2015 Pazar

Hayatınızın En Büyük Şansı

Problemleri birer fırsat olarak görmektir. 

Başarısızlıklar, an içinde kendini boğan bir yılan gibi sizi yutmaya da hazırlansa, 
belki de görmeniz gereken sadece bir şapkadır. 

10 yıl önce/sonra kavramına daha çok inanıyorum.
Yıllar önce üzüldüğüm şeyler her ne ise artık benimle değiller. 

Sınırlar gerek bize.
Çok sevdiğim arkadaşım Merve'nin de dediği gibi: Sınırını sen çiz. İstemediğin şeyi "Ben... istemiyorum." diyerek belirt. Gerekirse tekrarla, ama bir gün mutlaka o sınır çizilecektir. Ve karşındaki sınır ihlali yapmadan önce iki kez düşünecektir. 

Korkma. 
Çikolata ve şeker neden var? 
Daha önce yaptığın hatayı tekrarlarsan ne olur? Yeniden üzülsen ne olur? Yaşadın, gördün, geçti ve gitti. 
Gitmiyorsa dene. Tıkandıysa aç. 
Öyle dostlar biriktir ki açılmadığında sana göz olsun, söz olsun, yüreğini açsın. Ferahlatsın.

Kimsin? 
Kim olduğunu bildiğinden emin ol.
Sevdiklerini çelik demirlerle bağla kendine,
sevmediklerinden uzaklaş, kaç, koş gerekirse.
 
Zaman hırsızlarından uzak dur: Kalbinin, ruhunun gözeneklerini tıkayanlardan. 

Hatalarını kabullen. 

Önce kendine dürüst ol ve yüzleş hatalarınla. başkasının seni yargılamasına asla izin verme. Kim ki o? Senin hayatında kaç dakikalık yeri var. 


Hayatı kendinden çok sevenleri bulalım;
Başkalarında hayat bulanlar hani... 
Bencilliklerden uzak, biz olabilenleri. Çoğalabilenleri.

En büyük şansımız budur. 

25 Eylül 2015 Cuma

K-PAX

Prot: I wanna tell you something Mark, something you do not yet know, that we K-PAXians have been around long enough to have discovered. The universe will expand, then it will collapse back on itself, then will expand again. It will repeat this process forever. What you don't you know is that when the universe expands again, everything will be as it is now. Whatever mistakes you make this time around, you will live through on your next pass. Every mistake you make, you will live through again, & again, forever. So my advice to you is to get it right this time around. Because this time is all you have.







24 Eylül 2015 Perşembe

Nil'in kaleminden...

Gençliğime sevgilerimle

27.04.2015 Pazartesi
Zaman makinesi olsaydı ve kendi gençliğime, mesela 17 yaşıma, dönseydim, kendime şunları söylerdim:
En önemli şey aşk. Onu doya doya yaşa bu bir.Ne yapmayı sevdiğini bul ve sonra o sevdiğin şeyi yapabiliyor musun ona bak. Yapamıyorsan, boşuna enerjini tüketme, yapabilenler yapsın. Yapıyorsan, dünyanın en şanslı insanlarından birisin, dilini ısır, kimseye söyleme.
Sevdiğin insanlar bul. İşlerini onlarla yapmanın yollarına bak. Hayat 'yap et çalış başar'la geçiyor ve bu maraton çok sevdiklerinle geçerse, iş yapmamış, sürekli aşk yapmış olursun.
Birkaç kişinin elini sıkı sıkı tut. Onların dertleriyle dertlen, mutluluklarıyla uç, dediklerine kulak ver. Onları kaybetme. Her şey değiştiğinde, senin en orijinal halini bilip sevenlere ihtiyacın olacak.
Kendini onunla bununla karşılaştırma. Başkalarının kriterlerine göre seçim yapma. O zaman başkalarının gideceği yerlere gidersin. Oralarda ne işin var? Senin yolun başka. Yokuşların başka.
'Konu komşu ne der' diye dinleme. Komşu senin hayatın hakkında topu topu 15 dakika konuşacak. Sense ölene dek, onu yaşayacaksın. 
Hareket et. Her gün hareket etmeyi alışkanlık haline getir. Bir spora kafayı tak. Dansa kafayı tak. Satranca kafayı tak. Kafayı taktıkların ileride yaldız olup üzerine yağacak.
Her gün oku. Her şeyi oku. Ağaç olmak nasıldır, Van Gogh olmak nasıldır, İkinci Dünya Savaşı'na katılmış olmak nasıldır? Öğren. Bir gün hepsi, bir yapboz gibi, birleşip sana inanılmaz gerçekleri gösterecek.
Kızlar zekadan, çalışıp başarandan ve espriden hoşlanır. Erkekler güzellikten, edadan ve huzurdan hoşlanır.
Hayat alışkanlıklarla yürüyor. Bir şeyi iyi yapmak istiyorsan hemen alışkanlık haline getir. Alışkanlıksa tekrarla oluyor. Beyin böyle programlanıyor. Bir şeyi sürekli yaparsan, başka şeyi düşünmüyor, onu hep öyle yapıyor. O yüzden alışkanlıklarına çok dikkat et. Neyi alışkanlık yaparsan, hayatın ondan oluşacak unutma.
Erken kalkmak kulağa berbat geliyor biliyorum ama 'erken kalkan yol alır' hayatımda duyduğum en doğru şey. Bazen saat 8:30'da üç şey bitirmiş oluyorsun ve inanamıyorsun zamanın göreceliğine.
Dedikodu yapma. Dedikodu nasıl bir şey biliyor musun... Böyle evinin içine çöp boşaltmışsın gibi. Ağzını, içini, evini kokutuyor. Rahatlatır sanıyorsun ama pisletiyor insanı. Gül geç. Hem dedikodu yapanların başına mutlaka, ayıpladıkları, beğenmedikleri, çekiştirip durdukları şey gelir, unutma. Hayatın mizah anlayışı böyle.
Kızlar! Güzel mi güzel bir kadın olduğunuzda, kendi atınız olsun. Kendi paranızı kendiniz kazanın, onu şakır şakır harcayın. Böylece ayrılıklarla, boşanmalarla attan inip eşeğe binmezsiniz. Atınızı kimse altınızdan alamaz. Dörtnala başka yere gidebilirsiniz.
Erkekler! Yakışıklı mı yakışıklı bir erkek olduğunuzda, kadınlara, çocuklara ve hatta birbirinize asla el kaldırmayın. O güç güç değil. Kaba kuvvet o. Korkudan kaynaklanır. Kaybetme korkusundan. Ve kimseyi avucunuzda sıkarak elinizde tutamazsınız. Tam tersi, avucu apaçık tutacaksınız.
Kendinden başka kimseyi suçlama. Suçlamak, nasıl diyeyim, zehirli bir duygu. İnsanı frenler. İnsanı kurban psikolojisine sokar. Atıl bırakır. Hatta şimdiden duvara 'kendimi suçlu hissetmiyorum' yaz. Çok faydasını göreceksin.
Ceplerden, bilgisayarlardan, televizyonlardan uzak 1 saat ayır kendine. Kendinle sosyalleş. Yoksa unutursun nasıl biri olduğunu. Hayatın sana başkaları tarafından yansıtılmayan bir aslı var. Onu dinle, deniz kabuğu dinler gibi. Yalnızlığını kimseye verme.
Yalnızlığın hariç her şeyi paylaş. Çünkü reklamda dediği gibi, 'hayat paylaşınca güzel'.
Her gün şükret. Teşekkürü dualarından asla eksik etme. Teşekkür kadar insana iyi gelen şey yoktur. Bir şey istemekten, dilemekten bile iyidir. Sıcacık yapar ruhunu.'Bendeki bana yeter, hatta artar bile' dünyanın en güzel felsefesidir.
Birinden bir şey isteme. Onun yerine birine bir şey ver. Bak neler olacak seyret sonra.
Karanlık günler olacak. Düşeceksin de. Yaralar da açılacak. O zamanlarda şunu unutma: Tünel bitecek. Kalkacaksın da. Kabuk da bağlayacaksın.
Sevdiklerine bıkıp usanmadan, seni seviyorum, seni çok seviyorum de. Hatta sen ne yaparsan yap, kim olursan ol çok seveceğim de.
Korkmaktan korkma. Ödün bile kopsun. Sonra kapa gözünü bas karanlığına. Belki biri bir taş döşemiştir kim bilir.
Böbürlenme. Kibirlenme. Köpürme.
Abart. Çoğalt. Parlat.
Her gün, bir yazar tarafından hayatının hikayelendirildiğini düşün ve dinle. Böyle bir kahraman olmak ister miydin?
İstiyorsan başarıyorsun. Ne mutlu sana.

26 Temmuz 2015 Pazar

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Popular Posts

Blogger templates

Categories

Bu Blogda Ara

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Katkıda bulunanlar

İyi bir hikayeyle hayatını değiştirebilir, yeni kararlar alabilirsin

Armando Bo* Bu hikaye neden bizimki olmasın?  neden başlamayalım.  bitirmekle başlayabiliriz.