Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Çok düşünmediklerimizdenmisiniz

Bizim Erdem efendiyle konuşurken, ben düşünür o bana durmadan fazla düşünüyorsun derken aklım yine yaptı yapacağını.
Bizim ki doğru diyor; takıntılıyım. Olmucak birşey varsa orda ben. Yapılmaz denildiği anda kafam merak ediyor; " Neden? "

Bugünlerde konumuz Aşk. Birbirinden zıt görüşlerimiz, onun çok takmaması hiç birşeyi ve hiç kimseyi, benim herkese ve herşeye aşırı önem vermem dert oldu. Defalarca yorum yapmayacağım artık desede, bütün uğraşlarım sonuç veriyor ve yine benim dertlerime çağreler arıyor. İnsanın böyle bir dostu olduktan sonra üzülmesi zor.

Sanırım en büyük şansım dostlarımdır. Bazı insanların beni üzebilme katsayılarını düşündüğümde onlara olan sevdim katmerleşiyor.

Konumuza dönersek Aşk, bu konuda ansiklopedik binlerce hatta milyonlarca veri olmasına rağmen ne hikmetse sayemde gündemimize oturdu. Bizimki doğru söylüyor, çok düşünüyorum. Ben bu satırları yazarken o hala msn'de bana söyleniyor; bırak gitsin, takma takılma.
Anlamıyorum insanların deli gibi…

Ruhu Matrak

Eyvah 23 oldum.

İnsanlığın en korkutucu, yüzünü kırıştıran, kaçınılmaz doğa olayı(felaketi?) yaşlanmak! Umurumda bile değildi ben gençtim; yalın ayak sokaklarda yürür, denizde takmaz tınlamaz tavırlarda güneşlenir, hayatı paşa gönlüme göre yaşardım. Çok değil, 2 gün önce gençtim ben.
Uykusuzluk vın gelir tırıs giderdi, bir de övünürdüm bu halime. Uykunun olmadığı proje gecelerinde ertesi gün sunum olmasına aldırmadan yaşar giderdi bu beden bu bünye.
Benim kendime notumdur; yaşlanıyoruz gençliğim bu ruhun dinç kalsın. Unutma sen seni, yine gönlüne göre olsun çayının şekeri. Birgün sütlacını az şekerden yapmaya başlıcaksın zaten. O tenin banyoda saatlerce kalmışsın gibi buruşacak elbet.

So what?

Bir hayat yaşadım diyebilmek için yaşamalıyız. Çok içinde boğulmadan, ezilip büzülmeden, gönlümüzün sevdiği gibi. Tıpkı birini sevdiğinizi düşündüğünüz an; " Seni seviyorum." demek gibi.
Hayat bizim tabutumuza çiviyi çakmadan keşkelerden uzak bir ömür diliyorum... Kitaplarda yazdığı gib…

Bir Pazar günü...

Bugün ayaklarımı evdeki sehpa yerine denize doğru uzattım...

Bütün herkese sırtınızı dönüp, denize doğru ayaklarınızı uzatıyorsanız ve elinizdeki gazetenin öteki yüzü denize bakıyorsa, ruhunuz kuru bir sandalyenin üstünde keyifle yayılabilir.

Pazar gününü memleketinden uzaklarda geçirenlere, sohbete veya sadece boş oturmaya gelenlere göre bir yer burası. Masanızda muhtemelen gidenlerin artıkları, sizin oluşucak artıklarınız ve işte siz bir Pazar gününde başkalarının sohbeti içindesiniz.
Sağım, solum, arkam sohbet muhabbet... Sağ tarafımda çocuğunun hangi okula gideceğine karar veren, ama en büyük endişesinin Amerika'dan hala gelmemiş olan Hermes çantası olduğunu vurgulayan bir anne. Solumda eskileri yad eden yaşları 82'den gün aldığı belli 3 eski tüfek. Kendi zamanlarını anıyorlar; mektepten arkadaşlarmış, evlenip barklanmışlar, torun torbaya karışmış sonra eşlerinin ruhunu şad edip gelmişler.

En çok imrenek izlediğim masa en şenlikli olanı dostlar çetesi. Onları görünce kendi…

Vah halimize

Bütün şarkılar türküler söylerler hep aynı şeyi, hep aynı zırvalı cümleler. Beylik lafları alır başını gider...
Günlerdir başımı didikleyen, rüyalarımın besin kaynağı geleceğim hakkında düşünüyorum.

Nafile!

Ben planlar yaptıkça bozulan sisteme değil ayak uydurmak, tanıdık ritimde gitmek bile mümkün değil. Eskiden de böyleydi şehir efsanesi gibiydi; düşündüğünün tersi olurdu... kötüsünü düşünürsen ancak iyisi mümkün kılınırdı. hep kafamızda kötü düşünce baloncukları ama iyinin olacağına dair bir umut, öyle geçti güzelim yıllarımız.
Hayallerimiz de buna göre şekillendi. Nazardan gözlerden uzak, maşallahlarla bezeli hayatlarımızı uydurduk kılıflarına gidiyorlar. Nasılsın diye sorulduğunda usulen "eh işte" diyoruz. Süper! diyenini görmedim.
süperlik hayat mı olur ki?! Memnuniyetsizlikten kırıldığımız şu günlerdir kendi halim ilk sırada olmak üzere hepimize üzülüyorum.


Ah biz ah yaşam...

If I don't Believe in Love...

Taksim'in göz bebeği İstiklal Kitapevi'nden son günlerin popüler kitabı Brida'yı aldım. Popüler yazarı, duyduğum eleştirelere kabaran merakım değildi sebep. Sebebi çok basit bir kaç satırdı; Ruh-eşimi nasıl tanıyacağım?"

Sanırım daha "cazibeli" bir cümle olamazdı. İşte insanoğlunun yüz yüz yüzyıllardır merak ettiği soru; kıvrandıran, ağlatan, düşündüren, çokça zaman efkardan dibine vurduran "raison d'etre."
Peki nedir bu kitabın alametifaikası diye tek slipte karttan geçirterek sahip oldum bu bilgi kaynağına(?)

Cadılık üstüne yazılmış ilk 100 sayfası şu ana kadar sadece ilginç. Ruh eşinin gözündeki kıvılcım, omzunun üstünden parlayan ışık ve bunu fark etmen için öğrenmen gereken töreler. Paulo cin fikirli üstadımız yine yapmış yapacağını ve "Veronica Ölmek İstiyor" kitabında olduğu gibi insanları bir arayış kurgusuna sürüklemiş.

İlk görüşte aşkı ruha bağlamış, insanın gözünün içinin parlamasına bir kılıf uydurmuş. Çok fena etmemiş ama…

Vintage with Future