Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hepimiz Biraz Tim Burton'z

Bu haftasonu Tim Burton vardı gittiğim kitapçıda. Karikatürler ve Tim Burton. Sade ama çarpıcı bir dışavurum.Farklı olanı sevenlerin sevdiği adam: Tim.












Fly me to the moon

Sevilmeyecek gibi değil. Reklamlara ilham veren sözler, müzik ve Frank Sinatra.
Bu şarkı bu mevsime çok yakışıyor.

Fly me to the moon
Let me play among the stars
Let me see what spring is like
On a-Jupiter and Mars
In other words, hold my hand
In other words, baby, kiss me

Fill my heart with song
And let me sing for ever more
You are all I long for
All I worship and adore
In other words, please be true
In other words, I love you


Fill my heart with song
Let me sing for ever more
You are all I long for
All I worship and adore
In other words, please be true
In other words, in other words

Mevsimlik.

Dayanmak zormuş meğer
Sonu belli oyunlara
Reddetmeye gücün yoksa eğer
Oysaki özgürlüğü seçmek
Başka vücütlar sevmek
Bir şehri tam kalbinden
Beyninden vurup gitmek
Var aklımda
bir yağmur
Çok uzaklardan çağırıyor
Gelirsen severim diyor

Yağmur yağmur çok uzaklardan
Çağırıyor gelirsen severim diyor

Her maske birşey söyler
Nefretler sevgiler
Bırak artık sevmiyorsan eğer 



I'm not listening to you anymore!!!

Artık seni dinlemek istemiyorum hatta bir daha seni dinlemeyeceğim. Önüme bir resmini alıp karalayıp seni bu hale getirmem yakındır. Dikkatli ol. Hayatımdaki yerin çok yakın zamanda bu resime benzeyecek.

One Life, One Month, One Challenge

İşte adı sanı budur.
Dizilerde yazdığı gibi; devam edecek...

Dayan.

Yoruluyoruz, merhametsizlilerden.
Kaybediyoruz, üzerimize kurulan oyunları.
Terk ediyoruz, hayallerimizi.
Emanet ediyoruz, mutluluklarımızı.
Unutuyoruz, sevdiklerimizi.
Ve... ve'si yok. Bu kadar şey olduktan sonra ve'si olmasın.

Cumartesi Keyfi'dir...

Eğer içinde:
güzel bir kahvaltı; kekikli peynir, taze ekmek ve tomurcuklu çay...
köpüklü bir kahve; taze çekilmiş, kısık ateşte pişirilmiş yanında lokumu...
günlük gazete; ekleri ve ekleri olmaması gerekenler....
Penguen....

varsa.

Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet!

Bundan 20 yıl sonra, yaptıkların değil,yapamadıkların için üzüleceksin.
dolayısıyla halatları çöz. güvenli limandan uzaklara yelken aç.
rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet.
düşün, onları seyredecek birileri olmasaydı, kaç kişi mercedes otomobil alırdı.
bilimde ve güzel sanatlarda en üstün başarılar, tek başlarına çalışan kişiler tarafından elde edilmiştir.
hiçbir parkta bir kurul için dikilmiş bir anıt yoktur.
yapabileceğin kadar söz ver. sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap.
oturarak başarıya ulaşan tek yaratık bir tavuktur.
dertlerini gözyaşlarında boğmak isteyenlere dertlerin yüzme bildiğini söyle.
dalın ucuna gitmekten korkma. meyve oradadır.
büyük adam büyüklüğünü küçük adama davranışıyla gösterir.
şans bukelamun gibidir. biraz zaman tanı, mutlaka değişecektir.
"tarihte en etkili 100 kişi" adlı kitabı okudum.
 onların hepsiyle ortak olduğumuz tek şeyin zaman olduğunu hayretle gördüm.
günün sonunda kendini bir sokak köpeği kadar yorgun hissed…

Kırmızının Gri Gölgesi

"Havanın depresif renklerine değil, takvimin Cuma'yı gösteren kırmızı rengine bakıyorum ve bu beni mutlu ediyor." dedim ve yalan söyledim.


*Umarım yazdığım başlık havanın insan psikolojisindeki etkisini açıklamaya etmiştir. Artık Cuma beni mutlu etmiyor, haftasonu yetmiyor. Mutlu ve neşeli halimi yaz aylarında bırakıp, hüzünlü ve depresif tavrımı takınmaya başlıyorum! 

Kartları Seviyorum.

Michael Mullan'ı tesadüfen keşfettim. Tasarımları neşeli ve dinamik. Son günlerin cafcaflı kelimesi zaten "dinamik" Bende cümle içinde kullandım rahatladım. Artık benim emektarlarla yoluma devam edebilirim.

Şeker Yasak Olana Kadar

Bugün sanırım hayatımın en kıvamı yerinde kurabiyelerini yaptım. Aynı reklamlardaki gibi oldu; tadına doyulmaz lezzet ağızda dağıldı ve yüzler mutlulukla gülümsedi. Sohbetin de tadına doyum olmadı hani.
İyi ki doğmuşlar dediğim insanlarla olan dostluğumuz umarım şekerin yasak olduğu günlere kadar sürer gider.

"Aptallıktır" demiş.

“Aynı şeyleri tekrar ederek farklı bir sonuç beklemek aptallıktır.”  demiş Albert Einstein..
Çoğu zaman bu sefer farklı olur umuduyla boşa zaman harcıyoruz. Yazık.

Sosyal Mecra Uzmanı Aranıyor.

Merak ediyorum...
Sosyal Medya "sadece" Facebook değilse;
neden markaların planlarında sosyal medya kısımında "sadece" Facebook var?
Sosyal Mecra Uzmanı olarak mesleki bir kariyer söz konusu o zaman.
Çünkü bizim büyüklerimizden öğrendiğimiz "Medya" çoğul bir kelimeydi, tekili "Mecra" idi.
Markaların gerçek anlamda sosyal ortamlarda varolabilmesi için Sosyal Medya Uzmanlarına daha çok imkan verilmeli. Facebook kapatılıyor mu? diye bu derece endişelenmeye gerek kalmaz böylece...diye düşünüyorum.

Ps. Merakımın sebebi işin duygusal tarafı değildir. Bu işlerle ilgilisi olmayan biri olarak görün beni, lütfen merakımın sebebini ona göre tartın. 

Rahmet Ogilvy ile Rahmetli Mesleğim

İşte aldım.

MediaCat yayınlarından genellikle yakınan, yavan bulan biri olan ben, kapakta Ogilvy'in akça pakça yüzünü görünce dayanamadım aldım: Reklam Dünyasının Kralı David Ogilvy.


O kraldı kendi zamanında ve gelecek zamanlarda da bu namını sürdürecekti. Arka kapağın şişirilmiş yazılarına kulak asmadım inanın.
Rahmetli Ogilvy benim rahmetli mesleğimden yadigardı. Yaratıcılığın uslüp ustası hayallerimi yıkmadı şimdilik, tersine her sayfada beni gülümsetmeye devam ediyor. O beklediğim, duyduğum gibi kendine has çizgisinde. Hem de son derece karizmatik bir şekilde.

Kitabın tabutuna son çiviyi çaktıktan sonra yeniden yazarım.

Aşkın psikolojik 500 etkisi

Yabancı, 4 kelime 500 gün.
1.yi anlatıyorum.

1/ Beyinde "aa o kim" etkisi.
2/ Sabah uyanmak için yaşamaktan daha iyi bir neden.
3/ Kemirici merak.
4/ Şüphe.
5/ Tepkilerde değişim.
6/ Umutsuzluk.
7/ Umut.
8/ Umutsuzluk.
9/ Umut.
10/ Belirsizliğin yıkıcı etkisi.
11/ İnkar.
12/ Aşka düşmek.
....
500 days of Summer.
Filmin üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen hala sohbetlerimize konu olması tesadüf değildir.
Aşkın 1. gününden başlayan ve ilerleyen zamanlarda Lost'tan beynimizin alışık olduğu geri dönüşler gerçekleştiren bu gerçekçi filmde keyifle izlenecek herşey var!

Gördüğüm en uzun ikea reklamı var.
Şapşal aşık bakan gözler ve sonra herşey kırıldığındaki hiddetin dışa vurumu var.
Konuya cuk oturan müzikler var. 
Kavuşanlar, ayrılanlar var.
Kavuştuğunu sanan bir oğlan, kavuşmayı istediği kişinin o olmadığını anlayan bir kız var.
*Esas oğlan ile esas kızın kavuşmadığı bir Selvi Boylum Al Yazmalım vardı bizler için. Bu sefer aşkın gaz halinin postmodern versiyonu 500 days of Sum…

Yazmama Sebeptir Bu Söylediklerin

Yıllar yıllar önceydi ama kabakta çekirdekten yıllar yıllar sonrası. Çok üzüldüğümü hatırlıyorum. Nedeni neydi fikrim dahi yok. Sadece bir gece kafamı cama dayayıp ağladığım görüntü çok net. Hani belki filmlerde de olduğundandır. Sonra çok daha üzüldüğüm hatta sonra çok çok daha üzüldüğüm zamanlarda oldu. Yıllar geçtikçe kıyaslayamadım üzüntülerimi kendi içlerinde.
Sonra eski püskü, kitapçılarda bulunamayacak kadar minik bir kitap geçti elime. Sararmış sayfaları, kopmak üzere olan bir kapağı vardı. İçinde okuyanı hayrete düşürecek cinsten beylik sözleri... Öyle tanınmış ünlü biri tarafından yazılmamıştı. Ya da çok satanlarda değildi eminim basıldığı zamanlarda. Ama insanın hayatına çomak sokup dürtecek cinstendi içindekiler. 
Bütün üzüntülerimi ona emanet eder oldum. Alt dudağım titremeye başladığında biraz okur yeniden ayaklanırım. Şimdi çok sevdiğim bir arkadaşım rutinin sıkıcılığı ve hayatın belirsizliğine kapılıp gitmişken aklıma geldi yine benim küçük cevherim.  Bazen oluyor hepi…

Korktuğum Başıma mı Geliyor?

Korktuğum başıma geliyor mu acaba?

Mezun olmanın da sakıncaları var. Hayatın önünde sere serpe serildiği günler gelince insan önce bir ürküyor, sonra geliyor verilmesi gereken aşamalı kararlar...
Öncelikle aşık olacağın iş meselesi! Normal aşka bile düşmek yeterince zor ve kaderselken ( böyle bir tabirin doğrulduğundan şüphe ediyorum) bir de aşık olacağın bir iş "bulma" husumeti daha da kıvrandırıyor insanı.

Yıllar yılı okuduk okuyoruz. Çalıştık çalışıyoruz. Aradık hala tarıyoruz ( hala aramıyoruz bildiğin tarıyoruz.) Korkular önümüzde Berlin duvarı olmuş biz zavallı çakma Yahudiler sıkışmış kalmışız sorunların içine. Vay halimize, vay halime.
Excel'den bir gıdım anlamayan ben bugün; " Nasıl formül çıkartırım?" diye merak ediyorsam gökyüzümünün limiti kafama çarpmaya başlamış demektir.
Ama sonra insan düşünmeden edemiyor; sana uygunun kalıbı içinde kameraya mutlu portresi çizmek mi daha iyi, yoksa sana tamamiyle zıt bir yerden başlayıp kendi kalıbını çıkartmak …

The Killers/ All These Things That I've Done

When there's nowhere else to run
Is there room for one more son
One more son
If you can hold on
If you can hold on, hold on
I wanna stand up, I wanna let go
You know, you know - no you don't, you don't
I wanna shine on in the hearts of men
I wanna mean it from the back of my broken hand

Another head aches, another heart breaks
I am so much older than I can take
And my affection, well it comes and goes
I need direction to perfection, no no no no
Help me out
Yeah, you know you got to help me out
Yeah, oh don't you put me on the back burner
You know you got to help me out

And when there's nowhere else to run
Is there room for one more son
These changes ain't changing me
The gold-hearted boy I used to be

Yeah, you know you got to help me out
Yeah, oh don't you put me on the back burner
You know you got to help me out
You're gonna bring yourself down
Yeah, you're gonna bring yourself down
Yeah, you're gonna bring yourself down
I got soul, but I'm …

henri cartier bresson

"How can I tell you everything that is in my heart?"

Bu akşam evdeki en sevdiğim, gıcırdak, tuhaf tahta koltuğa oturdum. Bir dünya şarkının tümünü seçtim ve karışık çal dedim. Şimdi tam da şuanda Frankie Valli Can't Take My Eyes Of You diyor, hatta Let me love you diye ekliyor.

Ayaklarım bu akşam keyfime tam tabiriyle ayak uyduruyor. Çünkü zavallıları bu haftasonu fazlasıyla yordum.
Simit almaya çıkıp Sultanahmet'e kadar giden bütün heryeri 43 kişilik İspanyol turist kafilesiyle gezip, Sultanahmet köftecisinde Fransızlarla aynı masayı paylaşan bir ben vardı bu haftasonu. Mekanları cennet yapan insanlardır. 6 saat süren gezide bana yadigar kalan bir düşünce baloncuğu.


Dönüşte Mısır çarşısından tazecik aldığım kahvenin kokusu hala evde sohbet konusu... Köfteciden aldığım İrmik tatlısının yanına pek bir yakıştı tadına vardığım :)
Gezelim görelim haftasonu keyfimden çıkarttığım sonuç paragrafı:
Plansız programsız hatta amaçsız gittiğiniz yerlerde nelerle karşılacağınızı asla bilemezsiniz. Evden sigara almaya diye çıkıp yıllar sonra …