Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İşte ben böyle bir hal içindeyim

Blog yazmamın amacı gelecek torunlarıma matraklığımı kanıtlamaktı ama ne matrak olmaya ne de matrak olunca bunları yazmaya halim, zamanım, dermanım var. Zamanım olsa yorgun, olmasa meşgül oluyorum. Zaman bulunca dinleniyor, bulamayınca sinirleniyorum.

Takmıyorum.

İşte bir Salı günü. 4 saatlik uykuyla zar zor ayakta durmaya çalışıyorum. Çok uyuyunca da böyle oluyor. Artık takmıyorum.

Ölü Ozanlar Derneği

Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir.
Hayatın tüm iliğini çekmek, kemiği kıymaya benzer.
Dikkat edilmesi gereken ve cesaretli olunması gereken zaman vardır ve mantıklı bir kişi hangisi olduğunu bilir.
Millet, kendi sesinizi bulmak için çabalamalısınız. Çünkü ne kadar uzun beklerseniz, bulmanız o kadar zor olur. Thereau demiştir ki, "Çoğu insan hayatını büyük bir çaresizlik içerisinde geçirir." Siz böyle olmayın! Bırakın bunu!
Bu bir savaş, muharebe, kalpleriniz ve ruhunuz yara alabilir.
Sana gülmüyoruz, sana doğru gülüyoruz.
Ağlamak değil gülmek için sebepler arayın
"Carpe Diem!" (Latince) . Günü Yakala! , Anı Yaşa!
Ormana gittim; çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. Hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum. Yaşam dolu olmayan herşeyi bozguna uğratmak ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu farketmemek için.
İçimdeki barbarca çığlığı dünyanın çatısından haykırıyorum.
Hepimizin kabullenmeye ihtiyac…

Karma

23 filminde olduğu gibi peşimi bırakmayan karmalar var.
PAT!
İşte ordaydılar. Önce sabah Nil Karaibrahimgil'in Hürriyet'de yazdığı yazıyı okurken, geçen gün tesadüfen izlediğim TED konuşmasından, tam da benim dikkatimi çeken yeri konu alması tuhafıma gitti. Eğer tesadüf yoksa milyonlarca videodan onu izlemem, o kısma özellikle odaklanmam neydi?
Yıllar önce okuduğum Anne Frank'ın Hatıra Defteri geçen gün aklıma geldi. Okuyanlar tahmin edebilirler hislerimi. Şimdi de sıkıntıdan resim kitabımı karıştıyım dedim ve oradaydı. Anne Frank'ın kitabından alıntı yapmıştı.
Mümkün müdür bilmiyorum. Çok kaderci değildim hiçbir zaman. Tesadüf diyip geçerdim. Ama bazen düşünmeden edemiyorum: Herşey bizim birşeyler öğrenmemiz için hazırlandıysa ve biz bazen sınıfta kalıyorsak. Aynı dersi yeniden alıp duruyorsak. Herşeyin bir nedeni vardır belkide. Bütün çektiğimiz acıların, sevinçlerin, bütün çektirdiğimiz eziyetlerin ve gösterdiğimiz gayretin.
Bütün o tuhaf, yalan, yapmacık, samimiye…

Cüret Edin!

Bundan 3 ay kadar önce şekerlerden kule ve araba yapıyordum. Sallama çay poşetleri kulemin dengesini koruyordu. Pasaklı adındaki kaktüsümün saksının tersini temel almıştım kuleyi oluştururken. Tabii bu hal ve durum çevreden olumlu tepkiler almadı.  Çünkü birşeyler normal olarak kabul edilmeden önce çoğunluk tarafından anormal olmuştur.  Bugün Twitter'da Nil Karaibrahimgil'in gönderdiği linki inceleyince, benim gibi düşünmenin çok ötesinde olan birini görmek beni nasıll mutlu etti anlatamam. Adamın adı: Theo Jansen. "Sanatçı Theo Jansen, plastik tüpler ve limonata şişelerinden yaptığı şaşırtıcı derecede canlıya benzeyen hareketli modelleri tanıtıyor. Bu yaratıklar hareket etmek ve hatta tek başına hayatta kalmak için tasarlandı."


 İşte bazen fikirlerinizi savunurken cüret etmeniz gerekebilir. Yine birisi tıkamış kulaklarını, açmış gözlerini, yoğunlaştırmış beynini ve yaratmış. Sonuç: Mükemmel!
*http://www.strandbeest.com video'yu bu siteden izleyebilirsiniz. 

Kendime Meydan Okuyorum

Tatil bitti. Tanıdığım bildiğim bulutların altından ayrılıp, İstanbul'un sisinin içindeyim yine. Ama bu sefer daha güçlü olduğumu söyleyebiliriz.Yanımda en sevdiğim şarkıları ve kitapları getirdim. Bazı insanlar başka hayatlar yaşamak istediğinden, farklı karakterleri merak ettiğinden oyuncu olur. O taraklarda bezim olmadığından bende okuyarak gerçekliğin dışına çıkıyorum. Ne keyiftir be!

Tatilde şu matrak kitabımda 32. sayfaya geldim. Konu kendine meydan okumak. Bir türlü zaman ya da imkan bulamayıp ertelediğimiz ne varsa cımbızla ortaya çıkart diyor. Kolay olmadı biraz düşündüm. Sonucu üzücüydü. Varmış meğer, çokmuş meğer liste uzadıkça uzadı. Liste başında uçaktan paraşütle atlamak var. Belki ömrümde böyle bir imkan bulamayacağım ama en azından yamaç paraşütü için neler yapabileceğimi biliyorum. Bu yaz kesinlikle uçmalıyım.
Bu listenin uzunluğu asabımı bozmaya başlayınca, 24 saatlik dilimi biraz zorladım. Hergün listede adım adım ilerliyorum. Hayatımda bu kadar eğlenmemişimdir.…

Missing Garden

Yapan yapıyor. Güzel bir fikir üretiyor, sonra üstünde biraz daha düşünüyor. Uygulamayı da kıvırırsa sonucu işte böyle güzel oluyor. Karmaşadan uzak yalın ve etkili bir anlatım.
Fotoğraflar: Dominik Smialowsk Çizim: Monika Prus 'Missing Garden'






Tuvalet Fırçası Tasarlayabilen Adam.

Bu ay Vogue dergisi alanlar ve kıyafetlerden fazlasına bakanlar Starck ile tanışmışlardır.
Bizim üniversite zamanlarında onun tasarımı olan lokuum (ya da iki o'lusu.) laptoplara radyo reklamı fikri üretmiştik.

Peki neydi bu bey amcamın fark yaratan özellikleri derseniz... Kendi deyimiyle o tuvalet fırçası da tasarlayabilen biri. Başkaları tasarlamayabilir, ama o tasarlıyor ve siz sadece onun tasarımı olduğundan o tuvalet fırçasına minicik bir servet ödeyebiliyorsunuz.

Adamımız vizyonu genişlerden. Ancak vizyonunu sanal ortamlarda genişletmiyor. Hakkında yazılmış yazıları okumuyor, kendini Google'da aratmıyor, teknolojiden mümkün olduğu kadar uzak yaşıyor. Bizim adam bulduğu bütün biyoloji, fizik ve bilim kitaplarını okuyor. Son derece basit ama net fikirleri var: Sadece ayaklarınıza bakarak yürürseniz vizyonsuz olursunuz, bilgelik ve ileri görüş ileriye doğru bakabilmekten geçiyor(muş)



Özellikle hayatın dar bakış açısına ya da başkalarının nasıl baktığına takılıp kalmışlar içi…

Kış Körü: Kahverengi

Kafamı nereye çevirsem kahve tonları.
Severim kahve keretayı, dolabımda nicesi var. Özellikle yerinde severim: Sonbaharın kahvesi, çikolatanın kahvesi, kahvenin kahvesi ve birkaç kahveli daha.
Ama bu kış, modanın acımasız etkisi midir bilmem herkes kahve!
Artık kimseyi gözüm seçemiyor. Kahve körü oldum, benim gibiler için: olduk.
Oysa buz gibi havada yemyeşil bir palto ne güzel parlıyor. Üstünde sarı renk bir aksesuar taşıyan hemen dikkat çekiyor. Bkz. Markası Fendi(imiş) çanta ve tatlı sarı bir kolye. İyi ki diğer renkleri modanın sütlü kahvesinin üzerinde tutan birileri hala var.
Bu sene herkes gider kahveye ben giderim tersine. Şaşılacak iş değil.

Çocukken Sevdiklerimiz Netti. Büyüdük Bulantılar Başladı.

Daha önce söylediğim gibi tuhaf bir kitabım var, içinde dünyalar barındıran. Hergün bir sayfa okumak yetiyor. Sizi en az 2 saat düşündürebiliyor. 26. sayfanın ödevi: Çocukken en sevdiğiniz oyun hangisiydi?
Eğer gelecek ile ilgili kaygılar taşıyorsanız veya yaşadıklarınızın içinde boğuluyorsanız psikolojik açıdan değil ama komik yönünden çocukluğunuza bakmak yeterliymiş.

Çünkü çocukken sevdiklerimiz nettir. Hayır! diyorsak hayırdır. Belki de en dürüst, en içten zamanlarımızdı. Oyunlarımız da öyle. Okulunu okumadan, başkalarından etkilenmeden, hiçbir baskı ve zorunluluk altında kalmadan oyunlar oynardık. Hangi oyunu daha çok sevdiğimizi bilirdik. Kitap, bu sevgimizin gelecek iş seçimlerimizde ne kadar önemli olduğunu vurguluyor. Unuttuğunuz kendinizi hatırlamanız için biçilmiş kaftan. Bazıları size bu zamanlarda; "Çocuk gibisin." diyebilir. Ama unuttuğumuz asıl konu, cidden çocuk gibi olsak hayatımız daha kolay olurdu.
Ne olacaksın diye sordukları zaman, "Astronot olacağım…

Hayattaki Tek Pişmanlığım Bir Başkası Olmamak

Bu haftanın kitabı: Woody Allen'dan Eğrisi Doğrusu.

Beyoğlu'ndaki Robinson Crusoe'u sevenlerin girişte solda dikkatini çekmiştir bu ince sade kitap. Woody Allen'ın isminin görkemine göre son derece sade bir kitap.

Kitabı özenle kendime paket ettirdim ve bugün nihayet paketinden çıkarttım koydum başucuma.
Arkasındaki yazıyı çok beğendim, bakalım sizde benim kadar beğenecek misiniz...

Sinemacı, yazar, oyuncu ve komedyen kimlikleriyle çağımızın tartışmasız en iddalı figürlerinden Woody Allen'dan zeka dolu ve sivri dilli bir kitap: Eğirisi Doğrusu. 
"Hayattaki tek pişmanlığım bir başkası olmamak" diyen Woody Allen; ince bir mizah ve keskin göndermelerle ördüğü kitabıyla gündelik hayatın monotonluğuna absürdün sınırlarında dolaşarak karşı çıkıyor. Eğirisi Doğrusu; giderek saçmalaşan ve saçmalığıyla bunaltan bir dünyada, absürdün serin sularında geziniyor.


Tek satırlık espirilerden fazlasını arayanlara ilaç gibi gelecek Eğrisi Doğrusu, hem güldürüp hem düşündürma i…

Ey Güneşli Pazartesi

29 Ekim kutlamaları pek kutlanamadı. Olayların gölgesinde geçen törenlerle bir nevi korku Cumhuriyet'inde yaşamaya başladık.
Kişisel açıdan bakarsak İzmir'den gelenlerle tam bir bohem tatil geçirdik.
Gönlüne göre gezmek dedikleri budur! Kadıköy'e mi gitsek diye düşünüp Heybeliada'ya kaçan, deli gibi üşüyüp Diasa'dan gördüğü ilk yünlü çorapları alan ve tanımadığı bir dolu insanla rakı balık keyfi yapıp şarkılar söyleyen bizlerdik. Ada insanı da bize benzer. Hava koşullarına inat neşesini kaybetmeyen, tek derdi son vapuru kaçırmak olan ( pek de umursamasakta) insanlardır. Uzun ömürlü olurlar sebebini cümlelerimde bulabilirsiniz.
Rakının dibini görüp koşarak diğer İzmirlilerin yanına kaçtık. İspanyolca şarkılarda salsa, Yunanca şarkılarda minicik yerde sirtaki çabaları... Sonunda Bambi'de ıslak hamburger, hımm ikişer tane.
Hayatı kendine kahredenlere, çok bıdı bıdı ıdı ıdı edip, mız mızlananlara diyeceğim o ki; .... vazgeçtim sizlere birşey diyemiyorum! :)

Dip No…