Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sahnede Tehlikeli İlişkiler

>>Haftasonu ani bir kararla İstanbul Şehir Tiyatrolarını aradım. Telefondaki adam: "Hemen gelin!" dedi. Evet aynen okudunuğuz gibi "Hemen gelin!"
Oyun güzel mi?
Siz bence hemen gelin!
Peki...
Ve gittim. Oyun güzel değildi, mükemmeldi. "Tehlikeli İlişkiler" hakkında ne söylemesem az kalır. Aynalardan oluşan dekoru, çok basit ama dahiceydi. Yansımalar bazen konunun en can alıcı noktalarını gösteriyordu.
Aşkın ve esaretin, kibirin, bencilliğin ve en önemlisi elde etme duygusunun insanı nasıl tutsak ettiğini çarpıcı bir şekilde anlatıyordu oyun. Oyuncular ölüp ölüp dirildiler sahnede.. Kimi nefretten kimi kederden haykırdı.


Yazan: Choderlos de Laclos muş.Oyuncular arasında Şebnem Köstem, Esra Ronabar, Ece Özdikici, Levent Üzümcü ve Tomris İncer var.


Choderlos de Laclos tarafından, 18. yüzyıl sonlarında yazılan “Tehlikeli İlişkiler”, dönemin Fransız aristokrasisine dair eleştiri sunuyor. Tutkulu bir aşk hikâyesi ekseninde ikiyüzlü cemiyetin tüm değerlerden…

+++Korkmayın

StumbleUpon'a giriş yaptım, bir o eksikti o da oldu. Şimdi herşeyim tam mı? Değil.
Ama bahsedeceğim konu başka; kurcalarken keşfettim Eat, Pray, Love'n yazarının TED konuşmasını. Elizabeth Gilbert heyecanlı ve hızlı konuşan, peltek aksanlı bir yazarmış. Araştırmam gereken işlerimin arasında müzik dinleyeceğime onu dinlerim dedim. Ve taktım kulaklıklarımı.
Konu korkulara gelince dikkat kesildim. Kendi korkularından bahsediyordu, başarısız olma korkusu, toplumun üstünde yarattığı etki, Tom Waits ve diğerleri... Aklımızı korkularla doldurmaya çalışanların tuzaklarına düşmeden ilerleyebilmenin zorlukları anlattı.-Cümlemi yeniden okumak zorunda kaldım, kendi içinde çengelleri var.-
Hep dikkatimi çeker,"korkmayın" kelimesi başarılı insanların ağzından çıkıyor. Korkmuş, ezilmiş büzülmüş, yorulmuş ama bir şekilde başarıya ulaşmış insanlar haykırıyor "KORKMAYIN!" diye.
Kalsaydın başarırdın, çabalasaydın sonunda olurdu ve inansaydın yapabilirdin. Bütün bu cümleler kı…

2010 Gitti Gidiyor, Bitti Bitiyor.

2010'u günler sonra sonsuza kadar geride bırakacağız. Her yeni yıl yeni bir heyecandır. Kırmızı hakimdir konuya. Sürüyle dileğim var, hepsini gökyüzüne doğru haykıracağım ve kimselere ne istediğimi çaktırmayacağım. 2010'da öğrendiğim kem göz diye birşey var.
Kişisel açıdan 2010'da çok şey oldu hayatımda. "Yeni" kelimesini sıkça kullandım. Eskilerde oldu, eskiyenlerde.
Bu yıl keşfettiklerim arasında şunlar var:
Nerede yaşarsam yaşıyım güçlü olmak zorundayım.
Komik olmak uğruna şaklabanlık edenlere tebessüm etmeliyim, yoksa kavga çıkabilir.
Taklit aslını yaşatır.
İnsanların hasetliklerinden kasılıp kaldığını gördüğümde normal birşeymiş gibi geçip gitmeliyim.
Hepimiz ölümlüyüz, bunu idrak edip yaşamanın daha kaygısız olduğunu öğrendim.
Birisinin kötü biri olduğunu düşündüğümde, malesef beni yanıltmadığını gördüm.
Para kazanmak için kendini mahveden insanlar varmış, ama o parayı kazanmak uğruna başkalarını mahvedenler daha fazlaymış...
Herkesin paşa gönlü olmalıdır.

Ruhumuzu Öldürüyorlar

İşte bugün son gün. Ne demiş şair... diye bir cümle kurmak istedim ama bilemedim ne diyeceğimi. Hüzünlüyüm, ama geçer herhalde. Çok fazla nefessiz kalan insan oldu son günlerde, yani son nefeslerini verdiler. Ölüme karşı tuhaf bir tutum var içimde. Sonunu bile bile inadına yaşamak gibi. Bütün insanlık olarak göçüp gideceğiz. Bütün hüzünlerimizi, sevinçlerimizi, maddi manevi bütün yüklerimizden arınacağız. Hissetmeyeceğiz bir daha. Uyur gibi olucak tahminimce. Bir daha uyanmamak. Aklımızda keşkeler kalmayacak ama ardımızda keşkeler bırakacağız eminim. Kimisi genç yaşında gitti diyecek, kimisi ömrü bu kadarmış. Torunlarını gördü en azından diye sevinenler olacak, çok hastaydı huzur bulmuştur diyecekler belki.
Sonucu basit aslında ölüm. Yaşamın sonu. Tünelin sonu var. Hemde çoğu insan sonunun ne zaman geleceğini bilmediği için karavana yaşıyor. Çarçur ediyor günlerini. Ben de o çoğunluktanım şimdilik. Üzülüyorum, yıpratıyorum kendimi. İnsan insanı üzüyor en çok, en acıklısı bu. Hem insan…

"Bu adam hava yapmıyor."

Anlat bana Keith baba!


Doğar doğmaz başlar savaş İyilerde vanayı açıp Kötülerde kas çalışmak Tamamen sana kalmış


Adam içten. Seninle ve hayatla konuşmasını seviyorsun hemen. Diyorsun ki, ‘bu adam hava yapmıyor', ‘bana kendini allayıp pullayıp kakalamaya çalışmıyor'. Zaten artık kimsenin öyle tiplere tahammülü kalmadı. Benimle adam gibi gerçekleri konuşucaksan gel. Yoksa zamanımı alma, değil mi ama?
İşte bu adam, sana yaşlı bedeninin gencecik kalbini açmış. Bin sayfalık hayatının iki yüzüncü sayfasındayım ve Keith, Keith oldu bile. Bundan sonrası, şu ana kadar çıkan özeti yaşamasından ibaret. Yani tezim şu: hayatın özeti, ilk iki yüz sayfamızda çıkıyor. Alarm alarm!
Gözünüzde canlandırın. 1945'te doğmuş. Savaş yılları. Yoklukla büyüyor. Hep ‘savaştan önce' diye başlayan cümleler duyuyor evinde. (Koy cebe, ‘savaş kötü şey'i.)
Tek çocuk. ‘Tek çocuksan, sürekli büyüklerin kendi aralarındaki konuşmalarını dinler durursun' diyor. Oynayacak kimse yok ki. Hem…

Macbeth..

Kendini boşuna harcamış olur insan
Dilediğime erer de sevinç duymazsa.

Yıktığım hayat kendininki olsun daha iyi,

Yıkmakla kazandığın şey kuşkulu bir mutluluksa.

(III. ii. 6-9)

Hayallerim Yıkıldı, Yıkılmıştı, Yıkılmadı Mı?

Nasıl mı oluyor?
Önce bir karar alıyorsunuz, uygulama sürecinde sancıyla kıvranıyorsunuz, birkaç günlük başarılı gidişatın ardından hayat pat diye sizin karşınıza bütün kararınızı alt üst edecek bir durum çıkartıyor. Sonra yine başa dönüyorsunuz.
Çektiğiniz sancı ve sıkıntının üzerine, bozulan güzel gidişatın kırgınlığı ekleniyor. Üzülüyorsunuz.

Ve ya kararınızın arkasında durup, durumdan faydalanıyorsunuz.

İçtenliğinizden pişman olmayın. Hayata karşı içten bir tutum almak kimi burnu törpülülere dudak büktürebilir. Ama gülmeyi sevdiğiniz sürece onların bu durumlarıyla eğlenmek elinizde.

Steve şu meşhur konuşmasında hayat kafanıza bir tuğla vurabilir diyordu. Onun tuğlalanmış hali ortada. Kimi zaman başarısız olduğunuzu düşünmek, kötü bir sonuç elde edeceğiniz anlamına gelmez.
Ardından umulmadık, çok güzel birşey gerçekleşebilir. Hem de bu hayal olarak kalmayıp kendini gerçekleyebilir.
Dün Ali Poyrazoğlu: Fazla mütevazi olmayın, gerçek sanırlar.dedi.
Doğrudur. Gerek yok.

Sus.

Bütün insanlar ve hallerinden sıkıldım. İyilikleri ve neşelerinin yanında dengesizlikleri ömrünüzü yıpratan temel etmenlerden başlıcaları.
Çoğunu yarı yolda bırakacağım. Susup konuşmayacağım.

İdolüm.

Resimler herşeyi çok güzel anlatıyor. Hüznü, gücü, sessizliği, özgürlüğü, farklılığı betimliyor. Çünkü hepsi Zerrin Tekindor imzasını taşıyor.





Bir şey yapmalı hey!

Yeni birşeyler yapmalı. Değiştirmeli, yenilemeli, eskiyi tek seferde öldürmeli.
Kış gelemedi bir türlü. Yeni yıl coşkusu diye bir şey yok içimizde. O yüzden zombi dolu sokaklar, hala üstünden ölü toprağını atamayan insanlar napacağını bilmez bir halde şaşkın şaşkın dolanıyorlar.
Yeni, yarın eski olduğu sürece bu doyumsuzluk bitmez.