Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Koza Evresi

Tırtıllar dünyanın en obur hayvanları değildir belki. Ama ben onları çok obur bulurum. Derdim tırtılı anlatmak değil. Tırtıl gibi hissediyorum kendimi, derdim bu. Çevremdeki bütün iyiliği, kötülüğü, bilgiyi, kültürü, cehaleti, tozu, börtü böceği, yiyorum sanki. Şiştim.
Şimdi bir koza öreceğim kendime. Umarım zamanında çıkabilirim.
Uzun soluklu değildir derler kelebeğin ömrü. İnsanın daha mı uzun yaşadığını sanıyorlar acaba.

Aslında bu dünyada bize koza. Astronot olacaktım ben diye söylenmeye başlamadan kozama çekiliyorum.
Nerelerde olduğumu merak edip, bloguna bir bakalım belki bişi yazmıştır diyenler içindi bu yazı.

Başarabiliyorsanız sevgiyle kalın!

Bugün dedim ki;

"Aslında bu sadece mutsuz bir hayatın reddedilmesi."

Bir filmde de aynen böyle söylemişti, ben de bugün onay verircesine aynı cümleyi haykırdım.

Better than love, Better than life

Bazı kişiler ve bazı oyunlar, hırslar, kıskançlıklar, üzüntüler, çabalar böyledir.
Hissettiğin sürece varsın. Öyle ki aşktan ve hayattan daha çılgınca bir his bu. Birini hırsından patlayacak kadar sevmek. Sinirden ağlayacak kadar nefret etmek. ve bütün bu duyguların insana yaşadığını hissettirmesi.

Sıradan hayatlar yaşayabiliriz. Bir ömrü gerçekten hiç birşey yapmadan geçirebiliriz.
Sevgi dolu olduğunu umduğumuz bir ailemiz, bizi sonsuz sevgiyle seveceğini umut ettiğimiz çocuklarımız olabilir. Pencereden dışarıya bakmanın mutlu ettiği anlarla dolu bir ömür, bir pasta kadar lezzetli sohbetlerimiz cabası.

"Jeux enfants" filmi kafamı kurcaladı. Julien karakteri 10 yıl içerisinde; Bir aile sahibi oluyor, evi arabası ve milyarlarca insanın özeneceği bir hayatı var ama kesinlikle mutlu değil.
Kültleşmiş kanının aksine, bu mükemmel hayat imajı gerçek mutluluğu getirmiyor. Çoğu insan istediği değil özendiği hayatı yaşıyor.
Şekillendirilmiş beğenilerinin ışığında seviyor, sevilmek ist…

Serin bir sessizlik, greyfurt rengi güneş.

Günler günler oldu yazamadım.
İçinde aitlik olmayan yazılardan, sözlerden, işlerden, güçlerden, günlerden, anlardan sonra aitliğe ulaştım.
Geçen günlerde bütün bu kaosun içerisinde kendimi düşündüm. Kendim için ne yaptın?
Bazen bir durup, anı durdurup sormak lazım.
Sosyal ağlarda paylaştığımız, paylaştıkça çoğaldığımız biz miyiz, yoksa başkalarını mı çoğaltıyoruz?
Başkalarının sesleri, fikirleri, kafamızı dolduran görüntüleri içerisinde kendimizi hergün biraz daha azaltarak ilerliyoruz.
Sonra işte içinden çıkamadığım bir hale geldiğimde gittim.
Gittim.
Nereye mi?
Yazmayacağım.
Ama gittim.
Yıllar yıllar sonra hala kan dolaşımı vücudumda cirit atıyor olursa yazarım. Çok komik. Duyan şaşırıyor, 5 dk sonra kahkahalarla gülüyor.
Neden mi yazmıyorum?
Ee böyle yazınca olmaz ki, tepkiyi görmeliyim, o yüz ifadesini şaşkınlıktan kalkan kaşları, kafanın hafifce geriye gidişini, ağzın hayretle açılışını görmeliyim.
Beni görürseniz sorun Nereye gittin? diye.
Belki gülerim anlatmam, belki gülerek a…

Mavi Kuş ile Küçük Kız

bulutlar iç içe ve her an başka bir resim oluyorlar başka bir adla, başka bir zamanda rastlasaydım demiştim ya o gün sana vazgeçtim, kaçmak yok, söz bu kez çok güzel uyuyorsun diye yanımda bak, çok gevezeysem, hadi kapat çenemi sözcükler ne ki duygular yanında
yoksa yarın sabah uyanıp ayrılınca utanacağım şeyler söyleyebilirim şimdi ya da bırak hazır açmışken kapılarını kalbime biraz daha temiz hava girsin
yalancıyımdır biraz ama bana inan sarhoşken hep çok sahiciyimdir yine fazla içmiştim bu akşam da coşmuş kalbim,of nal gibiyim. sağır, kör, dilsiz görünür kalbim ama bil, ben aslında iyi biriyim
bilirim, çok kirlidir aşk sicilim sadakat konusunda pek iddialı değilim ama bu kez farklı olsun diye sen denersen, ben de denerim
pek iyi olmadı şarkı, boş vereyim gel hadi ‘ortaçgil’ dinleyelim sıcaklığını verirken sen bana sızayım aniden kollarında
çok düşündüm kaçarım diye ama dedim; ne zaman anlaşmış ki kalple beyin ve hele ne zaman düşünsem seni yaprak gibi titriyorken kalbim

Black Swan

Kültür yumağı gibiydim bu hafta sonu. Yazacak milyon tane şey varken, az önce izlediğim Black Swan'ı tercih ettim. Başarı hırsı, azim, bütün insani bunalımlar ve insanlık dışı bir güç gösterisi. Bale yapanlar, dansın içinde bulunanlara yakın, çalışma hayatının içindekilere daha yakın bir hikaye. Hergün gördüğümüz bir baş kaldırı.







Cumartesi Sabahı

Günlerdir boğaz ağrısıyla kıvrandığımı yazabilirim, geçen bir haftada neler yaptığımı uzun uzun anlatabilirim, şarkı paylaşabilir, en sevdiğim resimlerden birkaçını yayınlayabilirim ama istemiyorum.
Bunlardan hiçbirini sizinle paylaşmayacağım. Bugün C.tesi ve birbiriyle alakası olmayan isteklerim var.  Yatağımdan çıkmadan ayaklarımın denize değmesini istiyorum.