Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Takıntılı Şarkılar

Şu şarkılar olmasa....
Müziğin gücü yy'lardır tartışılıyor. Psikolojiden, biyolojiye kadar bilimin dallarına kimi zaman konu, kimi zaman araç olmuş.
Biz insanoğlu ifade edebilmek için duygularımızı dışa vururuz. Bizim dışavurumculuğumuz yazıyla, göz yaşıyla, kahkahayla, çatık kaşlarla, titreyen alt dudakla belli olur.
Bazen tıkanır kalırız. Duygu tıpamız gediğine tam oturur. Sonra müzik başlar ve akar gideriz.

saçma sapan yazmış olabilirim. ama müziği ifade etmek zormuş. ben susuyım şarkılar konuşsun.
Bu yazının sanatçısı Adele.


Kabuklu Kişilikler Çıtırdıyor

Cuma akşamı çok sevdiğim bir arkadaşımla görüştük. Sohbetin konusu nasıl olduysa ben oldum.
Bizim oğlan bir kızdı bana sormayın.
Mutlu olduğunu düşündüğüm hayatımın kulağını çekti resmen.
Ayaklarımın yere bastığını düşünürken, hayalperestliğime sitem etti.
Dışarıdan birinin sizi eleştirmesi ilginçtir.
Göremediklerinizi, gözünüzün içine sokar. İnsanların kafasına indirdiğim balyoz şeklindeki mesafemi, çok yakın arkadaşlarım haricindekilere gerçekte göstermediğim evcimenliğimi, insanları hayatımda nasıl kategorize ettiğimi... büssürü şey söyledi.



Bildiklerimizin aksineyiz. Biri bize, bizi anlattığında dumur olabiliyoruz.
Yanlış mı aksettiriyoruz acaba. Bilinmezlerimize tutunduğumuz kesin.
Çok ayyuk, bilinir, tahmin edilebilir bir kişi olmak kimse istemez. Belki de bu yüzden kabuklarımız var. Birini kabuğun var diye eleştirirken kendi kabuğumuzu sorgulamıyoruz. Ben de dahilim buna.

Şeffaf değiliz, olamayız da istemeyiz de. İncinmekten korkarız, böylesi daha havalı gelir, hatta daha çok iş…

Günün Sevilesi Kelimesi ve İdealizm

Düş Gezgini.

Şimdi Coşkun Aral televizyonda, kendisi belkide ülkemizin tek düş gezgini. Fotoğrafçı. Anı kaydediyor.
Okumadığımızdan, gezmediğimizden bahsediyor.
Okulda da tartışılırdı eskiden; çok gezen mi?, çok okuyan mı? çok bilir diye.
Şimdi en hızlı Google'layan biliyor. Google'lamak. Yüzyılımızın dile pelesenk olmuş kavramı.

"Artık hiç birşey öğrenmeden de para kazabiliyorsun..." diyor Aral. "Türkiye'de maçizm hakim" diye ekliyor.
Tarihimizin önemli anlarına tanıklık etmeye çalışan biri kendisi. Amaçları, idealleri uğruna yaşadığı hayatı sömüren -ama iyi anlamda bir sömürü- ve bizlere yansıtan naçizane kişilik.

Saygılarım sonsuzdur size sayın Aral.

Düşünüyorum da idealleri olan kaç kişi kaldı ki? Bu yazıyı okuyanlar kendi ideallerini sorgulasın. Geçmişlerine ait amaçlarını, beklentilerini. Dünyayı değiştirme çabasından bahsetmiyorum. Kendilerini değiştirme çabasında bile çuvallayan insanlık, ideallerinin üzerine kibrit suyu dökmüştür. Ve gelecek ne…

Hold Me Close To Your Heart

Hayallerimiz var.
Bir çoğu hiç gerçekleşmeyecek hayaller. 
Belki biri, günün birinde inanılmaz bir hayal kurdu. Düşlerinde bir araya gelecek öğeleri karşısına yerleştirdi.  Sonra cesaret etti, çabaladı ve gerçekledi.
Patricia Piccinini herşeyin ve herkesin normal olmasına dayatılan bir dünyada olağandışı bir yaratım sergiliyor.  Ve bunu sergilerken olabilecek en güzel ismi seçmiş; "Hold me close to your heart"
İnsanlar birbirlerinden uzaklaşırken, bu samimi söylem sizi eserlerinden önce kendine aşık edecek.
Türkçe olarak "Beni Bağrına Bas", Patricia Piccinini'nin 1997'den bu yana ürettiği ve heykel, yerleştirme, desen, video gibi farklı mecraları kullandığı işlerini bir araya getiriyor. Piccinini, bugün hayatımızın merkezinde yer alan çeşitli meseleleri, günümüz teknolojisine, doğa kurgusuna ve tüketimciliğe atıfla ele alıyor. 
Sanatçı, işleriyle ilgili konuşmayı sevdiğini ama insanlara ne düşünmeleri gerektiğini söylemekle ilgilenmediğini söylüyor.
Sergide bağrıma…

Susuştu Yüzün | Y. Erdogan

bir ufukta bitiyor yüzün
ve başka bir gökyüzü başlıyor
komşu ellerle sarmalanıyorsun
yanıyorsun...

ne kadar övülsen az
avazım çıktığı kadar susuyorum
ismindeki sesli harfleri

mayınlı bir gülümsemeyle
senin karasularında olmak
üstünde ilkbahar bir entari;
sanki
yeniden
eski bir öyküye başlamak...

yüzündeki o billur akşam kahvaltısı
sürgülerken özümü,
ne kadarını sustuk konuştuklarımızın?...





Ne kadarını sustuk konuştuklarımızın? belki sadece bu cümleden severim bu şiiri. Belki de sadece bu cümleyi seviyorumdur. 

Gürültülü Sessizlik

Kulağımda müzikle dışarıyı izliyorum.
Bütün gürültünün ortasında sadece kafamdakileri dinliyorum.

Across the universe. Şarkıdan ne demek istediğimi anlayabilirsiniz.
İzlediğim tiyatro oyununda hangi ara değiştik diyordu, tam değişirken deseydiniz ya. Hani büyüdün diyorlar. Yaşlandın diyorlar. Bir evreden ötekine belirsiz bir geçiş içindeyiz.

Şimdi dışarıya bakarken hangi ara sustum diyorum.
Bir yerdeki yok oluş belki varoluştur. Suskunluk kelimelere bedeldir. Bu klişeyi yeni gerçekliyorum.


Çapaklı Yazı

Günlerden Pazar, saatlerden sabahın körü.
İstikamet Büyükada.

Hazırlanıp evden çıkması gereken birine göre, oturup blog yazıyor olmam da güzel.
Gözümdeki çapaktan kurtulup, ada keyfi yapmak istiyorum.

Görüşürüz Bohemler!

Tabii ki Çok Mutlu Değilim

Hayat mükemmel, bütün güzellikler çevremde, çayım demli, yemeğim sıcak, yastığım puf, kalbim aşk ve sevgiyle dolu, mutluluktan gözümde kalpler çıkıyor, sanki dünya bir cennet ve ben öldüm.

Değil.

Yok artık.

Finansbank reklamındaki adam da diyordu : Oha!

Hani insan birkaç güzel şey yayınladıktan sonra bütün dünya " let the sunshine in " şarkısı söylüyormuş gibi gözükebilir ama yalan.