Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hayat: Bir Ziyaretçinin Yeryüzü Rehberi

Bir kitabin ismi. 
Düşünunce yazdığım blog da aynen böyle: Bir ziyaretçinin yeryüzü rehberi...

Bir cok arkadasima yazmalarini soyluyorum. Yazmiyorlar. Cogu yarim birakiyor, unutuyor, ozen gostermiyor. Daha buyuk cogunluk korkuyor.
Yazdiklarinin begenilmemesinden dalga gecilmekten dikkate alinmamaktan. Konularini, yazilarini sinirlandiriyorlar.
Bense kimin ictenlikle yazdigini gorsem okuyorum.
En cok seyi en az umdugunuzda, en guzelini en dogalinda bulabilirsiniz.
Sayfalarca okumak istemeyen varsa burada ayrilabilir. Devam edebilirim ya da biterebilirim. 
Gorsel eklemeyecegim. Bugun hayal gucumu calistirmak istiyorum. 
Cocuk olsaydik nasil olurdu?  - Bunu istemiyorum. - Hayir - Evet - Seviyorum - Begenmedim
Her sey ne kadar net.
Simdi buyume sancilarina bakalim - Olmayabilir - Fena degil - Iyi - Hos/ hoslaniyor gibiyim - Pek icime sinmedi

Defterin bir sayfasinda rastladim

5 yaşındayken vapurdan cikan kopukleri camasir kopugune benzetirdim.
Vapurun altinda koskoca bir camasirhane vardi sanki.

6 yasimda kopuklerden yunus cikartmaya basladim.
Vapurun altindan uzaklara yuzmeye calisan yunuslar.

Gecen gun ise giderken vapura bindim. Gidecegim yone dogru bakarken vapur sarsildi ve islandik.
Donup bakinca kopuklere bunlari hatirladim.


27 Temmuz- Bir yolculuk sirasinda/ arabali vapurda

Kabuğuma hoşgeldin

İnsanın kabuğu kişiliğidir aslında.
Tak tak vurursun sınırlarına.

Evi bir diğer kabuğu. Pasaklılığı, dağınıklığı, düzeni, renkleri ve kirleriyle.
O kadar az zaman geçiriyorum ki evde...
Bu nedenlerle belki bütün ev ve evle ilgili mağazaları, dergileri, blogları karıştırıyorum.

ahşap, turkuaz, yeşil ve araya cıvıldak renkler...
İşte bir evden istediklerim:







Ah kütüphaneler!
Elbet bir gün kuru tahta parçalarından kendi kütüphanemi yaptıracağım!

Bir bölüm sırf dvd olsa, farklı dilde ama inanılmaz görsellikte eski kitaplar olsa... olsa da olsa.




Ben yemek yapmayı pek bilmem.
Ama sofra kültürüne bayılıyorum.
Takım masalardan pek haz etmiyorum (ki taşınmasal nedenlerden şu an öyle bir hantal masada yazıyorum)

Farklı sandalyeler ve ahşap bir masanın tadından yenmez.
Çok zor da değil.
Yeter ki kafa dengi bir eş, sevgili olsun.






Geçen gün kabalcıdan dana dana fırçalar aldım.
Bir fırça bu kadar pahalıysa fırça işine girelim!
Neyse benim fırçalar saksının içinde duruyor.
Resim yapmadığımda ortama…

Önce İnsan Olmak

Sanat bir insanını, sanatçılar hocalarını kaybetti.  Önce "insan olmak" diyen Müşfik Kenter'e sonsuz sevgiler. 


Bir aşktan ne beklersin?

Diye sorsalar, ne derdiniz?
Yazmaya ya da konuşmaya gerek yok aslında.
Sadece görüp, hissetmek gerek.


















Gönlüme takılanları görüyor musun?

Yeni yıl için gitmek istediğim yerlerin listesini çıkartıyorum.
Eskiden uzaklar uzak gelirdi. Şimdi uzakları yakın etmek yerine uzaklara gidiyorum.
İlk hedef: İspanya! İspanyolcayı seviyorum, İspanya'yı da severim gibime geliyor. Sanatçıları garipse, mutlaka orası da enteresan ve keşfetmeye değecektir.
Mesela Dali'nin en sevdiğim kısmı yemeklere olan düşkünlüğü. Bir peynire bu kadar özenen, Gala ile akşam yemeğini anlamlaştıran kişiliğe her zaman gülümsemişimdir.  Severek içtiğim şarapta damağıma takılan neyse onda da biraz öylesi var. 
Şimdi gitmek istediğim yerler. Siz de araştırın.  Popüler olmak zorunda değil, balayında gideriz kaygısı taşımayın, para biriktirme derdine düşmeyin, vizeye takılmayın. Google'layın!




Burası Como gölü, İtalya.
Belki binlerce sokakcık vardı güzel ama burayı görünce orada oturup kahve içmek istedim.
Taşların üzerindeki sarı renkler polen gibi geldi.
Bir bahar günü azıcık esen rüzgar ve sakinlikle orada oturup ne güzel sohbet edilir.







Neuschwanst…

İstemem ayrılık boynumu büksün

Yine sürüyle fikir, harita, neşe...
Ama karşılığında bolca endişe, olumsuzluk ve şüphe.
Anladım ki insanın fikir ve heyecan dengi olmalı.

Gidelim diyince: hadi!
Görelim diyince: nerede?
Bak diyince: Aaa!

Fikirlerinin ve hayallerinin önüne görünmez duvarlar ören insanlardan uzaklaşması gerek.
Gidişler, bazen terk edişler desteklenmeli.
Bir yeri terk etmek istiyorsa ona veda etmek yerine, katılmalı.
Terk edişe ortak olmalı.

Herkes "hayat en büyük macera" diye atıp tutarken, ilerlemekle ilgili sorununun olmasına katlanamıyorum.
Bazen bende bu çarka girdiğimi görünce uykum geliyor. Sıkılganlık ve umursamazlıkla uyumak istiyorum.
Yeni bir gün belki ilerlemenin ilk günü olur diye.

Aslında öyle değildi

Çok eskiden severdim şiiri.
Sonra unuttum.
Asi dönemlerimdi sanırım, çok duygusal geldi. Terk ettim.
Şimdi yanımda birkaç şiir kitabı, defterle oturunca aklıma takıldı.
Biraz karıştırınca eski yazılarım ortaya çıktı.
Resmetmeye üşendiğim zamanlarda hep yazardım.




Yokluğunda çok kitap okudum

Hey Boheme

Neden sen ben bohem?
Bir ben vardım bir de sen.
İkimizde bohemdik. Ama aynı düşünce yapısını farklı açılardan değerlendiren bohemlerdik.

Bir deniz ve bir nehir gibi.
Biri dingin ve yolu belli olan, diğeri durgun gözüktüğü anlarda bile fırtınalar kopartan.

Denizin bitti yerde şuan yeşil dağlar var. Mavi ile yeşil. En sevdiğim renkler. Denizden dağlara doğru uçmak isteyen sörfçüler var. Minik renkli paraşütleriyle mavi-yeşile renk katan.

Burada kumsallar var taşlar yok.
Başka bir sakinlik içinde. Dalgalar kıyıya hırçınlık yapmıyor.
İyi anlaşıyor gibiler.
En çok bebekler mutlu burada. Özgürce inşaa ettikleri kumdan kaleleri minik elleriyle bozmak en büyük eğlenceleri.

Şimdi şuan çok huzurluyum.
Kayalar minik kumlara dönüştü içimde, hırçın değilim.
Sabahın kör saatinde sadece ben istediğim için uyanmanın neşesi var.
Akşam denizin yorgunluğu ile tatlı bir uyku bastıyor ki sorma.

Bebeklerin peşindeki aileleri izledim sahilde.
Çocuğu anne diyince ne yapacağını şaşıran anneler, kızının şapkasın…