Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Barcelona'da bir Pazar

Selis nasıl biri diye soran olursa böyle biri desinler. 

Yıllar içinde posterlerden resimlere geçmeyi başardım.  Yeah!  Maria adlı ressamdan da Barcelona'da bir gece isimli çok güzel bir resim satın aldık.

Tesadüfen keşfettiğim ve yıllardır her gelişimde mutlaka izlediğim flamenko gösterisinden bir anı.  Asi, atarlı, güçlü bir anı.

Sokaklarda Harry ile Hermione'nin kızı gibi dolaştığım doğrudur.





Sahilde hava böyle güzeldi. Ben de böyle mutlu ve turuncuydum.

İlk Barcelona'ya gelişimde de bu şapkam vardı. Şapkasız çıkmam abi. 


Gönlüm renklendi. Yemekleri doğal ve renkli yerleri çok seviyorum.


İzmir'de de akşam olunca sahile geliriz/ gelirdik. 

Sarı kazağımla Barcelona'da son gece.  Uzun uzun yazmama gerek yok, tavsiyem yok.  Gidin keşfedin. Tembellik etmeyin, başkalarının yaşadıklarını ve tavsiyelerini bir kenara bırakın. Kendiniz keşfedin.  Belki kendinizi keşfedersiniz.
Hasta luego! 

Taklitler Aslını Yaşatır

Bebek doğduğu zaman en çok merak edilen sorudur: Kime benziyor?
Burnu anneye, çenesi babaya, gözleri aynı sen... 
Büyüdükçe soru değişir: Kime çekmiş?
İnatçılığı aynı babası, annesi gibi titiz, huysuzluğu aynı sen...
Peki biz kimiz? Doğuştan getirdiklerimize mi yoksa sonradan karşılaştıklarımıza benziyoruz?  İlham mı alıyoruz, taklit mi ediyoruz?
"Kendine has" derken, kendi olan kişi kendini cidden biliyor mu? 
Bunun en güzel örneğidir sevdiği renkler. Popüler olan sevilir önce.
Kimse turuncuyu sevmez başta. Pembe, mavidir çocukken. Sonra ergenlik döneminde ya da kişiliğini ararken siyah sever. 
Kimse sarıya aşık olmaz sonrasında. 
Gri ve beyazdır. 
Sonra moda olur renkler, öyle sever turuncuları ve hatta belki de eflatunu. 
Kimse kimseye benzemek istemez ama herkes herkese biraz benzer aslında. Etkilenir, kopyalar, içselleştirir, özenir, kıskanır, hayal eder. 
Kimse kimseye benzeyemez aslında. 
Çocukken getirdikleri bambaşkadır.  Renkler emanet durur, gülümsemeyi bir yerden…

√ Ain't Got No, I Got Life - Nina Simone √

"What happened, Miss Simone?" 
Netflix'in bu muhteşem önerisi Perşembe akşamımı şenlendirdi.  Muhteşem sesli aktivist Nina Simone'u kim tanıyor ki?  O da küçük bir kızdı, peki nasıl bu kadar iyi piano çalmaya başladı?  Siyahlar ve beyazlar olarak ikiye ayrılan bir zamanda nasıl gri alanları da siyaha boyadı.  Asi!  Onun zamanlarında var mıydı öyle asiler?  Kolay mıydı bir kadın için ayaklarının üzerinde durup asi olmak.  Şarkı söylemek bir seçim miydi yoksa zorunluluk mu?  Para kazanmak için yaptıkları ona kariyer ve görkemli bir isim sunarken, bedelini neyle ödemişti. 
Bazıları kopyalar, bazıları yaşarken o hissetti belki de.  yaşarken hissetti. hem yazdı, hem söyledi.
o dönemin Amerika'sında bir tutunamayan mıydı? yoksa onu Nina Simone yapan tüm bu olaylar mıydı?
Siyah ve beyazların arasında karanlıkta kalmış bir aydınlık. tüm bu ikilemler şarkılarının besin kaynağı.
O Nina Simone binbir zorluğa rağmen o Nina Simone. Bizim basit, komplike, anlamsız sıkıntıları…