Taklitler Aslını Yaşatır

Bebek doğduğu zaman en çok merak edilen sorudur:
Kime benziyor?

Burnu anneye, çenesi babaya, gözleri aynı sen... 

Büyüdükçe soru değişir:
Kime çekmiş?

İnatçılığı aynı babası, annesi gibi titiz, huysuzluğu aynı sen...

Peki biz kimiz?
Doğuştan getirdiklerimize mi yoksa sonradan karşılaştıklarımıza benziyoruz? 
İlham mı alıyoruz, taklit mi ediyoruz?

"Kendine has" derken, kendi olan kişi kendini cidden biliyor mu? 

Bunun en güzel örneğidir sevdiği renkler.
Popüler olan sevilir önce.

Kimse turuncuyu sevmez başta.
Pembe, mavidir çocukken. Sonra ergenlik döneminde ya da kişiliğini ararken siyah sever. 

Kimse sarıya aşık olmaz sonrasında. 

Gri ve beyazdır. 

Sonra moda olur renkler, öyle sever turuncuları ve hatta belki de eflatunu. 

Kimse kimseye benzemek istemez ama herkes herkese biraz benzer aslında. Etkilenir, kopyalar, içselleştirir, özenir, kıskanır, hayal eder. 

Kimse kimseye benzeyemez aslında. 

Çocukken getirdikleri bambaşkadır. 
Renkler emanet durur, gülümsemeyi bir yerden araklar. 
Estetik yaptırır gibi kusurlu görülen şahane özellikler törpülenir, -düzeltilir- hatta yok edilir. 

Herkes birileri gibi olmak ister aslında. 

Daha parlak olan, daha dikkat çeken, ışığını tasasız yansıtan. 

Sanat eserleri gibi aslında.
Bütün eserler birbirine benzeseydi dünyada aslında tek bir sanat eseri olurdu, çünkü diğerleri sadece kopyalardı. 
Oysa farklılıklar, bambaşka özellikler, kişiye özel kusurlar ne güzel ne kadar eşsiz...
Özellikle sanatı seven insanlar anlar. 
Dünyanın en muhteşem eserlerindeki o benzersizliği. 

Benzersizdir herkes aslında.

Keşke başkası olmaya çalışmasa. 

Bütün taklitlere sevgilerimle. 



Selis


Yorumlar

Popüler Yayınlar